tîn

tîn
@DEVRIMTIN
İzliyor, okuyor ve yazıyorum. Savrulmaktan kurtulamıyorum ama yaşamaya katlanmaya çabalıyorum. Ve buraya izlenimlerimi bırakıyorum.
"Dünya, sık sık söylendiği gibi, üzerinde aralıksız prova yapılan bir prova sahnesi. Nereye baksak, vaktimizi alan aralıksız bir konuşmayı öğrenme, yürümeyi öğrenme, düşünmeyi öğrenme, ezbere öğrenme, aldatmayı öğrenme, ölmeyi öğrenme, ölü olmayı öğrenme hali. İnsanlar bildiğimiz bir şeyi bize oynayan oyunculardan başka bir şey değiller. Rollerini öğrenenler," dedi Prens. "Her birimiz hiç durmadan bir (kendine ait) rolü ya da birçok rolü ya da akla gelebilecek bütün rolleri, ne için (ya da kimin için) öğrendiğimizi bilmeksizin öğreniyoruz. Bu prova sahnesi başlı başına bir azap ve hiç kimse bu sahnede olup bitenleri zevk olarak görmüyor. Fakat bu prova sahnesi üzerindeki her şey doğal olarak gerçekleşiyor. Yine de devamlı dramaturg aranıyor. Perde açıldığında her şey bitiyor." Hayat, ölümün öğretildiği bir okulmuş. Milyonlarca öğrenci ve öğretmen bu okulu dolduruyormuş. Dünya, ölümün okuluymuş.
Sayfa 122·Kitabı okudu
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Hakikat şu ki gitgide her şey olduğuma inanıyorum, çünkü gerçekte artık hiçbir şey değilim ve dolayısıyla insani olan, insan için 'mümkün' olan her şeyi, insan için mümkün olan 'her şeyi' utanç verici buluyorum.
Sayfa 105·Kitabı okudu
Son nefesini veren öğretmenin yüzünde, bir insanın onu anlamak istememiş bir dünyaya sitemini açıkça görmüş.
Sayfa 49·Kitabı okudu
Şahsen şimdiye kadar hiç kendimi öldürmeyi düşünmediğimi söyledim. Buna karşılık babam, intihar düşüncesinin kendisine daima çok yakın geldiğini belirtti. Daha çocukluğunda bu düşünce onun için başka düşüncelerden bir kaçışmış. Hayati bir düşünce olarak ara sıra aklına gelirmiş, bunu dinlenmek için kullanıyormuş, asla özsel bir şey olarak değil.
Sayfa 40·Kitabı okudu
Kendimi uzun zamandır, gitgide kendi iradem vasıtasıyla emir vererek denetleyebildiğim bir organizma olarak görüyordum. Elbette zaman zaman gerilemeler yaşıyordum ama bunlar umutsuzluğa varmıyordu. Benim için umutsuzluk nöbeti halinden çıkmanın kendimi had safhada zorlamaya değer olduğunu söyledim. Derin bir umutsuzluktansa korkunç bir zorlanmayı tercih ederim, dedim. Yaratılış sayesinde -ki aslında o da muazzam bir tükenişten başka bir şey değildi- hiç zorlanmadan her şeyin derinini görmeyi başardığım anlar oluyordu. "Anlar," dedim. Her gün kendimi bütünüyle inşa ediyor ve bütünüyle yıkıyordum. Kendini kontrol etmek, beyni kullanarak emir verebileceğin ve sana boyun eğen bir mekanizmaya çevirmek bir zevkti. İnsan ancak bu kontrolle mutlu olur ve kendi doğasını tanırdı. Fakat çok az insan kendi doğasını tanıyordu. Duygularının gölgesinde kalmak, ruhunun normal, kesintisiz karanlığına karşı hiçbir şey yapmamak insanı umutsuzluğa sürüklüyordu. Aklımın hakim olduğu yerde umutsuzluğun imkansız olduğunu söyledim. "Bu tam akılsızlık hali içime girerse içimdeki her şey umutsuzluğa dönüşür." Nadiren bu duruma düşüyordum. Onun içinden çıkıp gitmediğimiz müddetçe hayat zorlayıcıydı ve onu akıl çerçevesinde sürdürmek bir zevkti. Çoğu insan duygu insanıydı, akıl insanı değil; dolayısıyla çoğunluk umutsuzluğun peşinden gidiyordu, aklın değil. "Fakat benim kasettiğim akıl," dedim, "hiçbir şekilde bilimsel değil."
Sayfa 39·Kitabı okudu