İnci Kol

28 Eylül'sel (Özel İnceleme)
Puan vermedi·32 syf.·
2025 23. kitabı
Bu kitap nezdinde 28 Eylül günü İncişkom ile okuduğumuz diğer 5 kitaba da seslenmek istiyorum: Hepiniz çok güzeldiniz. "Yediuyurun"da ve "Pembe"de İncilendiğimiz, "Balım"da Defolandığımız; "Küçük Yağmur Damlası"nın çizimlerine, "Bir Kedi Öyküsü"nün kedi isimlerine, "Umutlar ve Dilekler"in baştan sona harikalığına aşık olduğumuz bir gündü. İyi ki İncişkom ve çocuk kitaplar"ı" var.
Duygu ve Düşünce
Uykudan Uyanamayan Minik Yediuyurun HikayesiSabine Bohlmann · Yapı Kredi Yayınları · 20199 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Mailik galebe çaldığından...
10/10
·360 syf.·
2025 17. kitabı
"...Bârân-ı elmas! Ne güzel, ne hülyalar getiren, nasıl düş dünyaları açan bir isim..." ile başlayan ve bize bir hayat gailesi sunan bu başyapıt, "...Bir bârân-ı elmas altında açılarak şimdi bir bârân-ı dürr-i siyahın altında gömülen o emel çiçekleri!" ile son buluyor. Her iki cümle de güzelim: Ahmed Cemilim'den alıntı. Mai ve Siyah: Mailiklerle başlayan hayatın siyah dönemeci... Mailikler tablosunda siyahın fırça darbeleri, siyahlıklar içerisinde maiyi görebilmek... Aile, dostluk; geçim derdi, yaşam derdi... Hülyalar, aşk ve İstanbul... Sevinçler, hüzünler; iyi insanlar, kötü insanlar... ya da sadece Mai ve Siyah; yani hayatın ta kendisi. Benim için çok özel bir yerin var artık. Yazarı da 1921'de verdiği bir mülakatta Mai ve Siyah'ın eserleri arasında özel bir yeri olduğunu söylemektedir: "Her sanatçının eserlerinden biri hakkında özel bir zaafı vardır. Bende de bu zaaf Mai ve Siyah hakkında vakidir. Tereddütsüz söyleyeceğim ki yazdıklarımın hiçbirisini yazmamış olmak ihtimalini o kadar büyük bir hüzün duymayarak düşünebiliyorum. Fakat Mai ve Siyah için böyle değil! Onu yazmış olmak isterdim. Ve pek iyi etmişim ki yazmışım. Onun için, eksiklikten arınmıştır, baştan ayağa meziyettir demiyorum. Fakat onda hemen bütün ben varım, benim bir daha geri gelmeyecek olan emellerle, hülyalarla ve onların yanı başında hüsranlarla, elemlerle dolu olan gençliğim var... Hatta yalnız benim değil bütün gençler var... Memleketimin bedbaht gençliği var. Sizler varsınız... Anlamının ruhu itibarıyla bu kadar manidar bir yük taşıyan bir esere nasıl hiç yazılmamış farzıyla bakmak bence kabil olabilsin? İşte onun içindir ki ne zaman tesadüf beni ondan birkaç yaprak okumaya sevk etse gözlerimin etrafında derhal titremeler hissediyorum, ne zaman hayalimin kanatları onun üzerinde uçsa ondan
Duygu ve Düşünce
Mai ve SiyahHalid Ziya Uşaklıgil · Can Yayınları · 201834,8bin okunma
Hâlbuki "biz" temelli mutluluk kolay bitmez. Size eşim Yıldız'ın bir hikayesini anlatayım. Mecidiyeköy'deki işine gitmek için Suadiye'den deniz otobüsüne binip Kabataş'ta inmiş. İş öncesi biraz vakti olduğu için orada bir çayhanede oturup simit-çay keyfi yapmaya niyetlenmiş. Derken birden kuşlar etrafını çevirmiş. Bu durum Yıldız'ın hoşuna gitmiş ve onlara simidinden küçük parçalar atmaya başlamış. Kuşlar durur mu? Hemen çoğalıp Yıldız'ın etrafında halkalanmışlar. Yıldız da şöyle düşünmüş; "Şu an kuşları besliyorum ya, sanki onlar benim kuşlarımmış gibi oldu!" Bu his hoşuna gitmiş. Sonrasında, "Yine bir gün erken vardım Kabataş'a," diye anlattı bana. "Bu kez bayağı açım. İki simit aldım, çünkü birini tamamen kuşlara atmak niyetindeydim. Aynı yere oturdum. Kendi simidimi yerken diğerini de kuşlar için ufak ufak parçalıyor, önüme yığıyordum. Ama bu sefer gelen giden yok; sağa attım, sola attım; kuşlar gelmedi. Bir hüzün çöktü. Bu sefer içime baktım, niye bu kadar hüzünlendiğimi düşündüm. Ah! O an ilk defa anladım ki; simidin olması yetmiyor, kuşlara da ihtiyaç var." ... "Bir de şunu anladım," demişti bana. "Kimin kime teşekkür edeceği belli değil. Onlara benim kuşlarımmış gibi bakıyordum ama anladım ki asıl ben onların Yıldız'ıymışım."
Sayfa 44 - KRONİK KİTAP YAYINLARI
Alıntı
Ahmed Cemil'imin İkbal'i üzerine titreyişi..
Bu sabah annesiyle şu konuşma kalbine sanki bir damla yakıcı zehir damlatmıştı. Orada bir şeyin yandığını, sanki bir noktayı kazıyarak kemirdiğini hissediyordu. Bu sabah İkbal'e rastlamak emeliyle odasından geç çıktı. Geç kalkmak alışkanlığında olan eniştesini uyandırmaktan çekinerek merdivenleri yavaş yavaş indi. İkbal daha önce kalkmıştı, aşağıda karşılaştılar. Evliliğinden beri ona karşı Ahmed Cemil yarı siteme benzeyen bir tavır benimsemeye gerek görmüştü. İkbal'de de erkek kardeşine karşı bir suçlu gibi gözlerini indirmek, yolundan silinmek, mümkün olduğunca az fırsatlarla hitabına maruz olmak gibi bir çekingenlik ortaya çıkmıştı. Bu sabah Ahmed Cemil, İkbal'e bir şey söylemek istiyormuşçasına baktı. İkbal bir aralık bu bakışa karşı koymak istedi, sonra bir yıldırım çarpmasına uğramış gibi bakışı titredi, gözlerini indirdi. Kardeşinin yalnız şu bakışı, "İkbal! Mutlu değilsin, anlıyorum." demişti. Gözlerindeki bu teessür ifadesini diliyle başka tarzda söylemek istedi: "İkbal, artık seni hiç göremiyorum. Hiç olmazsa bazı sabahlar odama uğrasan ne olur?" Şu serzeniş ayrıntılı bir kitap kadar anlamlıydı. Bu basit sözle İkbal'i; gözyaşlarını, sırlarını, kırılmış umutlarının matemini tutan yeni gelinlere mahsus bütün gizli elemlerini dökebileceği bir yere çağırıyordu. Demek istiyordu ki: "Evet ne olur? Orada seninle birlikte ağlayacak birisini bulurdun... Sen mutlu değil misin kardeşim? Bak, senin mutlu olmadığını düşündükçe benim ta şuramdan, ciğerimin ta ortasından bir acı şeyin aktığını hissetmiyor musun? O küçük odada senin bütün gizlenmiş dertlerini içine almaya yetecek kadar geniş bir yer bulurdun. Neden gizli ağlıyorsun? Madem ki senin ağlanacak şeyin var, niçin birlikte ağlamayalım? Evet ne olur, ara sıra kalbinin üzerinde bir ağır yük hissedip de onu atmaya
Sayfa 157 - Can Yayınları
Alıntı
"Sevgi emekti,sevgi iyilikti."
Sayfa 150 - Doğan yayınları·Kitabı okudu
Alıntı