Şu plağı susturayım da yağmuru dinleyelim. Ne güzel, değil mi? İnsanın yağmura ayıracak boş zamanının olması başlı başına bir mutluluk bence. Yaşama sanatı denen şeyin içinde bu da vardır mutlaka... Bak aklıma ne geldi, çay yapayım mı? Bu havada ne güzel çay içilir!
Yaratıcı hiçbir iş yapmayan, başını pencereden sarkıtıp sokağa ya da gökyüzüne bakmasını bile bilmeyen bir adamın zamansızlıktan yakınmasını düşün. Oysa boş zamana ihtiyacı yoktu. Boş zaman oldu mu, onu bir şeyler yiyerek geçirir.
Düşün, aradan dört yüzyıla yakın zaman geçmiş, Monteverdi'nin dört yüzyıl önce ulaştığı düşünceye, sezdiği, yaşadığı gerçeklere biz hala varamadık. Müzikle uğraşanlar bir şeyler seziyorlar, ama yetmez ki! Tüm insanlık beraberce varabilmeli o gerçeklere. Aşkınlık hep birlikte duyulmalı. Oysa insanlar bomba yapıyorlar. Galiba yitirdiğimiz çok şeyler var. Bir daha yerine koyamayacağımız çok, pek çok şey...
"Siz" diye konuşmamız falan. İnsanlar arasında sürüp giden bu kaskatı, uydurma incelik... Artık öyle ince bir insan değilim ben. Değiştim; kaba saba oldum. Ama böylesi daha iyi. Çok daha iyi.
Büyük kentlerde her şey inceden inceye hesaplanmış, kurallara uydurulmuştu. Şaşırtıcı ne olabilirdi? Geleceğin öylesine solgun, isteksiz görünmesi bu yüzden değil miydi zaten?