Hayatımız yok olduktan sonra nasıl yaşarız biz? Geçmişimiz olmadı mı, kendimizi nasıl tanırız? Yo bırak. Yak gitsin.
Oturup baktılar , belleklerini dağladılar. Kapının önündeki toprağı tanımadan yaşamak nasıl olacak acaba? Gece yarısı uyanıp da söğüt ağacının orada olduğunu bilmek...kesinlikle bilmek nasıl bir duygu? Söğüt ağaçsız yaşayabilir misin? Yoo, hiç de yaşayamazsın. O söğüt ağacı senin kendin. O şiltedeki acı...o da senm
"Bütünleşince nasıl kutsallaştığımızı düşündüm. İnsanlık da kutsal tek bir bütün olduğu zaman. Kutsal olmadığı bir tek zaman vardı. Tek başına bir sefilin dişine bir lokma kıstırıp kaçmaya, bir başına koşmaya kalkıştığı zamandı o da. Tepine tepine. Böyleleri yok ediyordu kutsallığı. Ama herkes bir arada çalışırken, yani bir insan öteki için değil de, bir insan hepsi için çalıştığı zaman, onun ziyanı yok, o kutsal. Sonra aklıma geldi...ben kutsal dediğim zaman ne demek istediğimi bile bilmiyordum."
"Amin!" diye meledi Büyükanne. Yıllardır duanın arasındaki her boşluğa bu tür cevapları sokuşturmaya öyle sartlanmış, öyle alışmıstı ki! Söylenen kelimeleri dinlemeyeli, anlamlarını merak etmeyeli de öyle uzun zaman geçmişti ki!