Şimdi kuşlara daha farklı bir gözle bakar hale mi geldim? Buna evet diyemem. İnsan türüne ait olmayı üstünlük veya hak iddiası olarak görmediğim için ortak yanlar beni pek şaşırtmadı.
Pek çok açıdan ortağız. Evrim süreci ile başlayalım. İnsanın güdülerini diğer türlerin güdülerine nazaran henüz ciddi bir şekilde eviremediği görülüyor. Kuşlar da bizim gibi. Bu güdülerin ortaklığı bir nevi evrimin kanıtı gibi. Ortak bir başlangıca götürüyor bizi.
Kuşlar da diğer hayvalar gibi. Tüm bu hayvanların insan türüne nazaran en büyük artısı anda kalabilmeleri, diğer bir deyişle "yaşamın ustaları" olabilmeleri. Yaşamın ustası olmayı yaşam kaynaklarından kararınca istifade ederken yaşamdan haz almayı bilmek şeklinde tarifliyor yazar. İnsan için bilgelik örnekleri olarak düşünmez miyiz bunları : ihtiyacın ötesinde güç ve başarı peşinde koşmamak, tatmini tüketmekte aramamak, andan kopmamak, dünyadan kopmamak...Bunları yapamayan (veya yapmayı unutan) insanoğlu mutluluğa aptalca anlamlar yüklemiş. İnsanoğlu başta kendini hasta etmiş. Hastalığına dayanabilmek için dogmatik inançları, kendini iyileştirebilmek için de felsefeyi icat etmiş. Hayvanların dünyasında bunlara yer yok. Yok çünkü ihtiyaç duyalacak bir bozulmaları henüz yok.
Yazar Montaigne'nin şu sözünü paylaşmış; "Felsefe yapmak, ölmeyi öğrenmektir". Çok güzel bir söz. Ölmeyi öğrenmek yaşamı bilmekten geçiyor. Yaşamın güzelliğini görmek, her saniye ondan haz almayı bilmek, yaşamın sanatçısı olmaktan geçiyor.
Bu tip kitapları okudukça ne kadar zavallıyız diyorum. Evrimin bize lütfettiği bu muazam beyin ve düşünce yetimizi yaşamı, doğayı anlamaya, bütünün farkındalığına kullanamıyoruz. Çok önceleri, doğa ile içiçeyken kullanıyorduk belki de ama şu an kopuğuz. Üstüne çıkıp, ezip bir kenera attığımız doğayı biraz olsun