Halife sabrını yitiriyordu.
—Konuş emrediyorum sana hiçbir şey gizleme!
—Sultan önce bana sövüpsaymaya, kendisine karşı Emrülmümininin tarafını tutmakla suçlamaya başladı.Beni prangaya vurdurmakla tehdit etti...
Vezir lafı bilerek dolaştırıyordu.
—Sadede gel konuş TUĞRUL BEY ne dedi?
—Sultan şöyle gürledi: ‘’Şu Abbasiler de gülünç bi aşiret! Ataları bir zamanlar yeryüzünün en iyi yarısını fethetmiş, en zengin şehirleri kurmuş, bir de bugünki hallerine bak ! Ellerinden imparatorluklarını alıyorum razı oluyorlar. Başkentlerini alıyorum mutlu oluyorlar, beni armağana boğuyolar ve Emirülmiminin diyor ki :’ Allahın bana bahşettiği ülkelerin hepsini sana veriyorum, kaderini bana emanet ettiği müminleri senin ellerine bırakıyorum.’Sarayını, kendi şahsını, haremini kanatlarım altına, himayeme almam için yalvarıyor bana . Ama kızını istediğimde isyan edip şerefini savunmaya kalkışıyor. Uğruna savaşmaya hazır olduğu tek toprak parçası , bir bakirenin apış arası mı yani ?”
Halifenin soluğu kesilmişti, kelimeler bir nefes bukupta çıkamıyordu ağzından.Bu fırsattan yararlanan vezir , mesajın sonunu bağladı.
—Sultan şunu da ekledi:”Git onlara de ki, bu imparatorluğu nasıl aldıysam, Bağdatı nasıl aldıysam, o kızı da alacağım!”