Tarihi insanlar yapar; sırası geldiğinde, tarih de insanları bozar. İnsan tarihin hem faili hem nesnesi, hem icracısı hem kurbanıydı. Bugüne kadar ona hâkim olduğunu sanıyordu, şimdi artık elinden kaçtığını, çözülmez ve katlanılmaz olanın içinde gelişip serpildiğini biliyor: sonunda varacağı yerin hiçbir gaye barındırmadığı çılgın bir destan bu. Nasıl ona bir amaç atfedilebilir ki? Şayet bir amacı olsaydı, ancak nihayete erdiğinde bu amaca ulaşabilirdi. Ve bundan menfaat sağlayanlar da sadece zürriyetin
son ürünleri, sonradan sağ kalanlar, artıklar olurdu; geçmişin tanıyacağı sayısız çaba ve sıkıntıdan faydalananlar olarak bir tek onlar tamamen hoşnut olurdu.