Adı:
Parçalanma
Baskı tarihi:
Ocak 2020
Sayfa sayısı:
160
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053161851
Orijinal adı:
Ecartelement
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Metis Yayınları
“Sabahtan öğlene kadar ‘insan bir girdaptır, insan bir girdaptır,’ diye tekrarlayıp durdum. Daha iyisini bulamıyorum, çok yazık!

“Kuş pazarı. Şu pır pır eden küçücük bedenlerde ne biçim bir güç, ne biçim bir azim var! Bu hiçin içinde kök salıyor yaşam; bir parçacık maddeye can veren, ve zaten bizzat o maddeden çıkan ve onunla birlikte yok oluveren acıklı şey... Ama hayretim geçmiyor: Bu hummayı, bu kesintisiz dansı, bu temsili, yaşamın kendi kendisine sunduğu bu gösteriyi açıklayabilmek ne mümkün. Ne müthiş bir tiyatro şu nefes denen şey!”
160 syf.
·10/10 puan
Zevk sahibi olacak kadar boş zamanım yok." Hangi karaktere atfedildiğini hatırlayamadığım bu söz nüktenin çerçevesinden öte bir anlam taşıyor. Zevk, gerçekten de heveskârlara, aylaklara fazladan zamanı olup da bu zamanı boş inceliklere, planlı programlı fuzuli işlere harcayabilenlere, özellikle de zamanı kendilerine karşı kullanabilenlere has bir ayrıcalıktır." ------‐------------------------------------------------------------------------------------------------------------------- Bizim literatürde de "İşi vaktinden çok insan." tarifi karşılıyor bu durumu. Ama durum biraz daha farklı bizde. "Hayalle yaşarken gerçek dünyada, zamanı içmişiz haberimiz yok." diyen Müslüm Baba'nın tarifiyiz. Kurmaca bir tekdüzeliğe sıkıştırdığımız gündelik yaşamımızı, kurulan hayallerle süsleyip, o hayallere dâir adım dâhi atmaya üşenen topluluklarız. Ne işimiz vaktimizden çok, ne de sahip olduğumuz zevkler dolu. Arada kalıp parçalanmaya and içmiş gibi ziyan ediyoruz kendimizi. Bir tür paranoya belirtisi gibi. Geçmişe dâir boynumuza ağrı yaptığımız suçlamaların karşısına, geleceğe yönelik kaygıları oturtup kavga ettiriyoruz. Bu sıkışmışlık hâlinin bizdeki yansıması ise şiddet, bunalım, sıkıntı, tatmin olmama, uykuyu arzulama vs. olarak karşımıza çıkıyor. Haliyle ziyan oluyoruz her geçen zam/an. Zamanın kıymetini an içinde bilmeli.
160 syf.
·3 günde·Beğendi·Puan vermedi
Eğer bir yazarın içinde uçurum kaygısı barınmıyorsa okunmaya değer tek bir sözcük bile yazamaz. Yazar ondan yoksun ise eğer sizi eğlendirip, mutlu edebilir, hatta boş zamanlarınızda size eşlik edip zaten yeterince değersiz olan zamanınızın içini oyup değerli bir şey yaptığınız hissi bile uyandırabilir içinizde. Ama tüm bunların ötesinde şöyle bir soruyla başbaşa kalırız her zaman; bir şeyin değerli olup olmadığını belirleyen ne, ya da herhangi bir şekilde olmasının bir önemi var mı? Hiçbir zaman cevap veremeyiz buna çünkü öyle bir cevap da yoktur. Bu kitap hakkında açıkçası ne düşündüğümü ve ne yazmam gerektiğini bilmiyorum, bunun hakkında yazmak istememin tek sebebi gecenin bir vaktinde geçmeyen saatlerin ağırlığından kaçmak için bu yazıyla uğraşıyor olmamdır. Cioran bir yazısında, etrafımıza saçtığımız kelimeler oranında ölürüz, demişti. Aslında, eğer ölmeden kelimeleri harekete geçirecek gücü buluyor ve bunu hala bir kaçma aracı olarak kullanıyorsak bu kaçınılmaz olana karşı kendi varlığımızı hissettirme uğraşından başka bir şey değildir! Kitap hakkında hatırladıklarım çoktan uçup gitti tek bir cümle hariç o da şöyleydi: "İnsan bir girdaptır." Bu muhteşem cümleyi ömrümün sonuna kadar tekrarlayabilirim ama sonuna şunu da eklemek isterdim: "ondan kaçmayı başaramadığın her an boğulmanın sınırındasın..." kısacası her zamanki gibi çarpıcı aforizmalarla dolu bir Cioran klasiği daha ve sanırım artık okumaktan yoruldum ve onun yazmış olduğu kitapları okumaya bir son vermem gerektiğini hissediyorum. "Her kitap ertelenmiş bir intihardır," demişti bir yazısında. Bana göre bu belki sadece onun kitapları için geçerlidir. Artık herhangi bir bağlılığı kaldırabileceğimi düşünmüyorum onun için öncelikle bu kitapları okumayı belki sonsuza kadar erteleyebilirim ya da yeni bir çevirisi olduğunda tekrar okurum her neyse...
160 syf.
·9 günde·Puan vermedi
Tarihin ve ölümün kasvetli havasının yükünü omuzlayan bir kitaptı. Kitabın başlarında çok sıkılsam da ve varolan yaşam enerjim sıfıra inse de sonlarına doğru hak verdiğim birçok konu oldu. Evet,hayat sıkıntıdır... Çözülmesi gereken bir problemdir. İntihardan sık bahseden bir kitap olması içimin hep maviliklere bakan pencerelerini soldurdu. Depresif söylenmeler de diyebiliriz belki... Velhasıl,hayata farklı bir pencereden de baktırabilen kitaplar misyonunda değerlendirirsek evet bu gayeyi karşılıyor. Üzerinde düşünülmesi gereken çok nükte var. Sorgulamak ne pahasına olursa olsun güzeldir. Bakmak, öğrenmek,gözlemlemek,okumak,izlemek güzeldir...
160 syf.
·2 günde·8/10 puan
Cioran'ın Metis Yayınları'ndan geçtiğimiz günlerde çıkan kitabı. Daha öncesinde diğer eserlerini okuduğum için kendisinin bu kitabını da aldım ve okumaya koyuldum. Klasik bir Cioran üslubu burada da bizi bırakmıyor. Bu duruma malesef mi demeliyim yoksa bundan mutmain mi olmalıyım henüz karar verebilmiş değilim.
Cioran'ı okumak oldukça zor. Anlaşılması güç, karamsar ve yoran bir dili olduğunu kanaatimce itiraf etmem gerek. Ancak fazlasıyla cesur ve zeki bir düşünürle karşı karşıya olduğumuz da inkar edilemez bir gerçek.
Ölüm üzerine fazlasıyla kafa yoran, kendi tabiriyle "bu konuyu bırakması ve başka konu üzerine kafa yorması" mümkün değil. Ölümü, hayatın icat ettiği en sağlam şey olarak görmüş ve temel düşüncesi de bu çerçevede oluşmuştur.
Sindire sindire okunması gereken, kendi içinde bir bütünlük barındıran ve insanı ciddi manada rahatsız eden ve yaralarını kanatan bir yazar Cioran. Belki de en sevdiğim ve beni kendisine en çok çeken yanı budur. Kim bilebilir?
Hayata, dostluğa, insana dair farklı bakış açıları; aforizma niteliğindeki onlarca sözüyle, okuduktan sonra insan üzerinde bir ağırlık, bir yorgunluk bırakıyor.
Yine kendisi kitaplar için "Yaraları kanırtmalı, hatta yeni yaralar açmalı. Kitap tehlike arz etmeli." diyor. Az önce kitabı bitirdim ve yeni yaralar açtı, eski yaralarıma da tuz bastı kendisi.
Diğer kitaplarıyla birlikte bu kitabını da muhakkak tavsiye ederim.
160 syf.
·10 günde·Beğendi·Puan vermedi
Cioran’dan okuduğum üçüncü kitap. Biri gerçekleri söyleyince, yüzümüze vurunca bir afallarız ya silkeniriz, kendimize geliriz. Tam bunu hissettiriyor. Şüphenin, sorgulamanın, sorgulatmanın en derin haliyle karşı karşıyayız. “
Acı çekmediğimiz sürece sahte bir dünyada yaşarız. Acı çekmeye başladığımızdaysa hakikatin dünyasına gireriz, gireriz girmesine de hemen sahte olanı özleriz.” diyor #emilecioran.
Aslında hayatın acıları karşısında var olmanın tuhaflığını ya da var olmayı sorgulamazken olduğu gibi kabul etmenin huzursuzluğunu anlatmış. Kabahatinde birini suçlamazsan nasıl yaşama tutunacaksın mesela? Ya da biz özgür müyüz, özgür olduğumuzu nereden bileceğiz? Böyle böyle aforizmaların içinde kayboldum:) Biraz depresif havası var ama bu üslupla, bu kalemle tanışın. Hala her söylediğini anlayamasam da farklı pencereler sunmasını, düşündürmesini seviyorum.
160 syf.
·26 günde·Puan vermedi
Bu kitap, okuduğum dördüncü Cioran kitabı fakat hala kendisini anlamakta güçlük çektiğim yerler oluyor. Gerçekten anlaşılması zaman alan şeyler yazıyor fakat iyi yönden bakarsak insanı daha fazla düşünmeye sevk ediyor. Kitabın ilk bölümlerinde Cioran, toplumun, gerçeği maskelediği sahte gerçeklik katmanlarını ele alıyor. Boğucu hakikatlerden ve kurtarıcı düzenbazlıklardan başka seçeneğimizin olmadığını, yaşamaya olanak tanımayan hakikatlerin sadece lafta olduğunu anlatıyor. Her şeyin fazlasının, aslını yitirmemize sebep olacağını savunuyor. “İşte bu nedenle hangi alanda olursa olsun, bir kurtuluş hareketi hem ileriye doğru bir adım hem de çöküşün fitilidir.”
Hayatın sona ermesinin bazı noktalarda insanlık için tek çıkış noktası olduğuna parmak basıyor. İnsanlığın doymak bilmezliğinin şimdiden görkemli bir çöküşü ele verdiğini ve ilerleyen zamanlarda bekleyiş içerisinde çürüyüp gitmesi yerine şimdi silinip gitmesinin daha iyi olacağını söylüyor. Her ne kadar yazdığı çoğu şey intiharı meşrulaştırıyormuş gibi görünse de insanlığın geleceğe yönelik hareket ederek giderek kötüleşeceğinin farkında olması, onu bu konuda daha depresif ve kötümser yazmaya itiyor ki bence haklı olduğu noktalar fazlasıyla var. Kitabın son kısmında ise kısaca Stoa felsefesine ve temsilcilerinin görüşlerine yer verilmiş. Mutluluğun, elde etmek değil de arzulamamak olduğundan bahsetmiş. Hayal kırıklığına uğramamak adına bunlardan korunmak için arzulamaya karşıt görüş belirtmiş. Toparlamak gerekirse, Cioran, ironi ve biraz da kara mizahla; hislerinin, hayal kırıklıklarının, bilincin ve ölümün sınırsız ve bir o kadar da görünmez gücüyle başa çıkılma konusundaki yetersizliği anlatıyor. Hayata birazcık acı ve depresif bir şekilde, geniş bir pencereden bakmak isterseniz kesinlikle okuyun. Ayrıca kitaptaki aforizmalardan beğendiğim çok fazla var fakat buraya sığdıramayacağım onları.
160 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Postmodernizmin yazınımızı en fazla etkilediği noktalardan biridir zaten parçalanma.. Bir bütünden uzak parçalar ama etkili parçalar.. Şüphecilerin içinde ayrı bir yeri var Cioran’ın.. Çeviri yoluyla kazandırılması büyük bir şans okurlar için..
"Kuş pazarı. Şu pır pır eden küçücük bedenlerde ne biçim bir güç, ne biçim bir azim var! Bu hiçin içinde kök salıyor yaşam; bir parçacık maddeye can veren, ve zaten bizzat o maddeden çıkan ve onunla birlikte yok oluveren acıklı şey... Ama hayretim geçmiyor: Bu hummayı, bu kesintisiz dansı, bu temsili, yaşamın kendi kendisine sunduğu bu gösteriyi açıklayabilmek ne mümkün. Ne müthiş bir tiyatro şu nefes denen şey!"
Emil Michel Cioran Parçalanma
Çürümenin Kitabı, Burukluk, Tarih ve Ütopya gibi kitaplarını okuduğumuz ve okuması zahmet ve zaman isteyen yazar Emil Michel Cioran'nın yeni kitabı ''Parçalanma''iyi okumalar...
Bir İspanyol şair yılbaşı kartı göndermiş, üzerinde sıçan resmi var, yeni yıldan bütün ümit edebileceklerimizin simgesi diye
yazmış. Bütün yıllardan diye de ekleyebilirmiş.
Bir başka dünya yok. Hatta bu dünya da yok. Ne var peki? Her birinin aşikâr yokluğunun içimizde yarattığı gülümseme.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Parçalanma
Baskı tarihi:
Ocak 2020
Sayfa sayısı:
160
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053161851
Orijinal adı:
Ecartelement
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Metis Yayınları
“Sabahtan öğlene kadar ‘insan bir girdaptır, insan bir girdaptır,’ diye tekrarlayıp durdum. Daha iyisini bulamıyorum, çok yazık!

“Kuş pazarı. Şu pır pır eden küçücük bedenlerde ne biçim bir güç, ne biçim bir azim var! Bu hiçin içinde kök salıyor yaşam; bir parçacık maddeye can veren, ve zaten bizzat o maddeden çıkan ve onunla birlikte yok oluveren acıklı şey... Ama hayretim geçmiyor: Bu hummayı, bu kesintisiz dansı, bu temsili, yaşamın kendi kendisine sunduğu bu gösteriyi açıklayabilmek ne mümkün. Ne müthiş bir tiyatro şu nefes denen şey!”

Kitabı okuyanlar 200 okur

  • Gökhan
  • Selda aktaş
  • Nurdan T.
  • Diyar Deren AKGÜN
  • Tuğçe Demirören
  • Sümeyye gümüş
  • Noviembre
  • Murat Sezgin
  • Elvin
  • seda

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%32.8 (19)
9
%25.9 (15)
8
%29.3 (17)
7
%3.4 (2)
6
%3.4 (2)
5
%3.4 (2)
4
%0
3
%0
2
%1.7 (1)
1
%0