Ama kitap yazmak falan, hakikaten ciddi iş. Şimdi bakmayın öyle marketlerde, pirinç ununun, lavabo açıcının yanındaki raflara dizilen şeylere. Onlar kitap mı efendim... Hakiki kitap satılmaz; satıldığıyla değil sayıldığıyla övülür. Kitap dediğin elden ele geçer. Çok satan şeyden hayır gelse dünyayı fırıncılar yönetirdi..
Bir kadın neden bütün hayatını başkalarının mutluluğu üzerine kurup sonra da her mutsuzlukta kabahatli çıkan olmak zorundaydı ki zaten? Aman şu üzülmesin, aman buna laf gelmesin diye bütün ömrü gereksiz bir mengenenin sıkışıklığında geçirdikten sonra bir de üstüne, sanki doğuştan verili görevi başaramamış gibi her sızlanışta taşa tutulmak neden kaderi olsundu?
Niçin böyle faydalı, ciddi makalelere rağbet yoktu? Hiçbir sağlam ilmi esasla ilgisi olmaksızın hemen her gün fikirce, uslupça aynı bayağı tarzda tekrarlanan olağan şeyleri hastalıklı bir alışkanlıkla okuyorlar, bu bayağı yazıların okurları ilk bakışta anlaşılır olmayan bir tamlamaya, yabancı gelen yeni bir şiveye, anlaması beyin gücü sarfına bağlı bir cümleye tesadüften adeta korkuyorlar. Beynin de kullanılmayan diğer bir uzuv gibi zayıf düşeceğini bilmeyerek bilgilerini arttıracak, zihinlerini takviye edecek ciddilikle okumaya üşeniyorlar.