Sevdim bir dua gibi,içimde adını söyledim.Sen Tanrı’yı seçtin, ben seni;İkimiz de yandık,fakat farklı ateşle…
Bazı kapılar vardır ilk nazarda sade görünür ne cazibeli bir girişi, ne de gönülçelen bir azameti olur. Bu dar kapılar tenha ve sessiz olur, içlerinden geçmek cesaret ister. André Gide (1869-1951) Dar Kapı eserinde, işte böylesi bir kapının eşiğinde bekleyenlerin aşkını Tanrı’ya adayanların, dünyalık arzuları, saadeti feda edenlerin hazin öyküsünü anlatıyor. Okuduğum ilk eseri oldu kitabında klasik bir aşk hikâyesinden ziyade dünyevi sevginin değil, ruhsal çileciliği, içsel karmaşaları ve insanın kendine rağmen kendinden vazgeçişinin izine okuyucusunu da ortak ediyor.
“Sık kapıdan giriniz; çünkü helake götüren kapı geniş, yolu da enlidir. Bu yoldan gidenler çoktur. Hayata götüren kapı ise dar, yolu da sıkışıktır ve onu bulanlar azdır.” Matta 7:13–14) kitap isimini incildeki bu bölümden alıyor. İçinde yaşadığımız zaman çoğu zaman insanı kolay olanı seçmeye, rahat olanı tercih etmeye, kalabalığın gittiği yoldan yürümeye teşvik ediyor. Dar kapıya nazaran, bu geniş kapıdan geçmek kolaydır, sunduğu şeyler cezbedicidir, haz, özgürlük altındaki kayıtsızlık, kendini sorgulamadan yaşamaya dönüşebiliyor. Kitaptaki iki aşıktan birisi bu dar kapıyı seçiyor ve ahlaki bir sürüklenmeye doğru ilerliyor.
Eser anlatıcı ve başkahramanı Jérôme ile Alissa arasındaki derin aşkı konu ediniyor. Giriş bölümünde Jérôme, çocukluk ve ilk gençlik yıllarını Alissa ve onun kız kardeşi Juliette ile geçirdiği zamanı anımsar. Üçü de birbirlerine yakın, duygusal bağları güçlü kuzenlerdir. bu ilişkilerinde duygusal gerilimler başlıyor. Jérôme, Alissa’ya içten bir sevgiyle bağlı ve evlenmek istiyor. Alissa sevmektedir ancak bu sevgiyi yaşamak yerine Tanrı’ya
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Başka biri olacaksın istemesen de
Tenine başka bir ten dokunduğunda
Gövden buluştuğunda başka bir gövdeyle
Başka bir nefesle karıştığında nefesin
Başka biri olacaksın istemesen de
Gece uykunda ya da gün ortasında
İrkileceksin apansız bir duyguyla
Bir uçurum kıyısında sendelemiş gibi
Başka biri olacaksın istemesen de
Bakışlarımın izini taşıyan giysilerin
Tüketecek ömürlerini birer birer
Değişecek yeri bir dolabın, pencerede bir çiçeğin
Başka biri olacaksın istemesen de
Dudaklarında benden sonraki bir çizgi
Tanımadığım bir ton gülüşünde
Ve artık beni unutmaya başlayan gözlerin
Sonra, sonra artık başka birisin
Niye doğru dürüst hissetmekten bile yoksunuz? Duygularımızın sahiciliğine engel olan ne? Duygularımıza karşı beslediğimiz bu kuşku niye? Yaşadığımız her şey, her şey, her şey niye yalnızca sözcüklerden ve herkesin bildiği oyunlardan ibaret kalıyor?
" Düzelteyim en baştan; Sabahattin Ali ölmedi, başına sopa vurarak öldürdüler.
Orhan Veli belediyenin kazdığı bir çukura düştü ve akabinde beyin kanaması geçirip öldü.
Nazım Hikmet şiirleri ve yazıları yüzünden birçok kere yargılandı sürgünde, vatan hasretiyle öldü.
Ahmet Hamdi Tanpınar ölmeden evvel yazdığı pusulada; "İçimde her şey alt üst. Bittabi hastalığımdan ziyade parasızlıkla meşgulüm. Cebimde yalnız bir lira var. Parasızlığım büyük hastalıklar gibi hemen hemen hiçten başladı, büyüdü, çoğaldı beni altına aldı. Etrafım alacaklı ile dolu. Cebimde borç senetleri var.” diye not düştü tarihe.
Mehmet Akif Ersoy durumuna üzülüp, yiyecek ve ev eşyası getirmesinler diye oturduğu adresini değiştirdi nihayetinde yoksulluk içinde öldü.
Peyami Safa’da keza aynı akıbeti paylaştı. Safa, ev kirasını ödeyebilmek için telefonunu satılığa çıkardı ve son günlerinde hayatının özetini ; “Yarım asır süren uzun bir mahrumluk, hastalık ve işkenceden başka bir şey olmamıştır.” diyerek dile getirmeye çalıştı.
Onat Kutlar bombalı saldırıda katledildi.
Ümit Kaftancıoğlu “solcu olduğu için” silahla tarandı. Musa Anter hain bir pusuya kurban gitti.
Metin Altıok ve Behçet Aysan’ı diri diri yaktılar.
Uğur Mumcu arabasının altına konan bomba sonucu faili meşhur bir suikaste kurban gitti.
Unutmadan; Can Yücel’in mezarını balyozla parçaladılar.
Söyleyeceklerim bu kadar.”