Eski cesaretim kalmamıştı, güz gelince evlere doluşan sinekler gibiydim; kendi kanatlarının vızıltısından ürken, kurumuş cansız sinekler gibi. Bir süre birbirlerine sokulmuş, hareketsiz duvarda dururlar, ama henüz sağ olduklarını hisseder etmez, yılmadan kapılara duvarlara atarlar, çarparlar kendilerini, ve odaya ölü gövdeleri düşer.
Sanki ben hep böyleydim, böyle de kalacağım acayip, biçimsiz bir karışım...
Dayanılmaz bir şeydi bu: Gördüğüm, aralarında yaşadığım insanların uzağındaydım ya, bir dış benzerlik, hem uzak, hem de çok yakın bir benzerlik, beni gene de onlara bağlıyor, ancak hayatın ortak ihtiyaçları, duyduğum şaşkınlığı azaltıyordu.