“İyi bir insan olmak zorunda mıyım?”
Erlend Loe, Doppler ile modern hayatın absürtlüğüne karşı içten ve sarsıcı bir itiraz yükseltiyor. Toplumun dayattığı başarı, üretkenlik, tüketim ve aile babalığı rollerinden sıyrılmaya çalışan bir adamın, Oslo’nun kıyısındaki bir ormanda tek başına yaşamaya karar verişini anlatıyor. Ama bu kaçış, bir “aydınlanma” değil; tam tersine bir çöküşün, belki de bir uyanışın başlangıcı.
⸻
Ormanın Sessizliğinde Yükselen Çığlık
Romanın başkahramanı Doppler, babasının ölümünün ardından içine düştüğü boşlukla birlikte “iyi biri olma” mecburiyetinden, süpermarket raflarından, çocuklarının okul etkinliklerinden ve kahve makinelerinden kaçar. Yanında yalnızca bir geyik yavrusu vardır: Bongo. İnsan olmayan tek yoldaşı. Sessiz, hüküm vermeyen, sabırlı.
Kitapta Doppler, medeniyetin sunduğu ‘konfor’ ve ‘başarı’ yalanlarından sıkılmış, Oslo’nun kenarındaki bir ormana yerleşmiş bir baba. Ama bu yalnızlık, huzurlu bir inzivadan çok, sistemin içinden gelen bir protestodur:
“Zekânın kökünden kurutulmalı. Gregus medeniyete geri dönmeyecek. Ateşi ellerimle tutuşturacağım, gazeteler derhal yakılacak…” (s.101)
Loe’nin dili yalın ama derin. Her cümle, hem güldürüyor hem düşündürüyor. Topluma, aileye, işe, başarıya dair ne varsa, Doppler hepsini ters yüz ediyor. Bazen bir çocuğun masumluğunda, bazen bir geyik yavrusuyla kurulan bağda, bazen de absürt ama keskin fikirlerde buluyoruz bu sorgulamayı. Mizahi ama alttan alta insanın ruhuna dokunan bir acıyla ilerliyor.
Doppler’in iç sesi, okura kendi iç sesiyle yüzleşme cesareti veriyor. Çünkü hepimizin bir “ormanı” var aslında. Gitmek isteyip gidemediğimiz, susmak isteyip konuştuğumuz, hayır deyip evet dediğimiz bir yer…
Toplumun Ritüelleri, Bireyin Tuhaflığı
Doppler’in topluma yönelttiği eleştiriler,