Amerika-Franz Kafka
16 yaşında ailesi tarafından Amerika’ya yollanan Karl’ın hayatına tanıklık ediyoruz. Olaylar onun Amerika’ya yolculuğuyla başlıyor. Gemide, Ateşçi ile tanışıyor, onun davasına tanıklık ediyor, bu sırada karşısına Senatör dayısının çıkmasıyla beraber gemiden ayırılıp lüks, rahat bir hayata kavuşuyor. Dayısının imkanından ötürü eğitimler alan Karl, Kafka’dan beklediğimiz şekilde, hiçbir neden yokken dayısının yanından kovuluyor. İki mahalle serserisiyle tanışıp onlarla hayata tutunmaya, aynı zamanda kendisini onlardan korumaya çalışıyor. Daha sonrasında, şans eseri bir otelde iş bulup oraya gidiyor ve işini sürekli en iyi şekilde yapmaya çalışan Karl, sokak serserisi arkadaşları yüzünden buradan kovuluyor ve tekrar onların yanına dönüyor. Burada hayatı bambaşka yerlere evriliyor. Serseriler Karl’ı zorla yanlarında tutuyor ve onu köle niyetine çalıştırıyor. Kitabının sonunu tam olarak kavrayamadım ancak özeti şöyle bitirebilirim: köleliğini yaptığı hanımını kaçırmaya çalışan Karl, onu götürmesi gereken yere götürüyor ve hikayemiz bitiyor.
Kafka diğer kitaplarında her ne kadar gerçeklikten uzaklaşıyorsa, bu kitabında da olabildiğine gerçeğe yakın duruyor. Bu yüzden, öykü Karl’ın türlü zorluklarla baş etmesiyle ve önüne çıkan güzel fırsatlarla geçiyor. Bildiğiniz macera kitabı gibi işliyor, bu açıdan okunması çok kolay bir kitap. Kendime soruyorum, diğer kitaplarındaki gibi ana bir mesajdan bahsediyor mu? Bence hayır. Hayat karşısında tek başına kalmış, genç bir erkeğin maceralarıyla devam ediyor. Kitap boyunca bazen Karl’ın yanında olmak, bazen de “Yapma, be oğlum!” demek istedim. Bazen onun yaptığı hareketleri saflık olarak nitelendirsem de, hayata bakışı beni çok etkiledi çünkü bu kitabın yazarı Kafka ve Karl’ın en büyük isteği bir yerde kalıcı olarak