Biraz da meşgul bir dönemime gelmesiyle birlikte kitabı da asla sevmemden kaynaklı ittire ittire okumam ve yarım da bırakmak istemediğimden hepi topu 300 sayfalık kitabı bitirmem bir ayımı aldı.
Başlıktanda anlaşılacağı üzere kitap büyük hayal kırıklığı oldu benim için. Joe Abercrombie’den okuduğum ilk seri kadim kanunlardı ve yanlış hatırlamıyorsam 2010’lardan önce 2000’lerin başında çıkmıştı ve kitap gerek vurucu gerçekçiliği gerek karakter zenginliği (Glokta bence tek başına bile koca seriyi taşırdı. Okuduğum en zevkli, en zekice tasarlanmış karakterlerden biriydi) ve ters köşeleri ile okuduğum iyi fantastik serilerden biriydi. Belki karmaşık büyü sistemleri, uçan kaçan yaratıklar yoktu ama karakter ve entrikalar üzerinden iyi bir
kurgusu vardı.
Ama bu kitapsa bunların hiç bir yoktu. Gereksiz tesadüfler üzerine kuruluydu. Ayıp olmasın diye sırf öldürülmek için öldürülen karakterler vardı. Tahmin edilebilirdi. Sahneler çok üstün kötü yazılmış detaylandırılmamış, buna bağlı olarak da mantık hatalarını beraberinde getirmişti. Kitabın sonu beni inanılmaz hayal kırılığına uğrattı. Bir karakteri başladığı yere döndürmek ters köşe mi oluyor anlamadım. Sanki kadim kanunlarla övüldüğü öğeleri burada sırf iyi gözüksün diye eklemişti. Yenilikçi hiç bir şey yoktu. Engelli karakterin alasını zaten bir kere yazmışsın.
—SPOİLER—
Hiç’in kimliği çok zorlamaydı. Şaşırttı şaşırtmasına ama gereğinden fazla tesadüftü. Yavri’nin yaptığına kızıyor ama madem yapmasını istemiyorsun tahtını o kadar seviyorsun sen bir çözüm yolu bulsaydın. Sonra Yavri’ye hemen hain diyebiliyorsun. Hem onun sayesinde esirlikten kurtuldun, onun planı sayesinde tahta oturdun
bir de şikayet ediyorsun.
Karakterler öldürülmek için öldürülmüştü. Adını umuttum iri yarı karakter boşu boşuna öldü. Yavri ile kız’ın