“Ama sen, ben yaşadığım sürece bu çığligi duymayacaksın -ancak öldügüm taktirde bu benden kalan sana ulaşacak, benden, yani seni herkesten çok sevmiş, ama senin tarafından hiç tanınmamış olandan, hep seni beklemiş, ama senin tarafından hiç cagirilmamis olandan kalan bir miras. Belki de, evet belki de ancak o zaman beni cagiracaksin, ve ben de ilk defa sana karşı sadakatsiz olacağım, çünkü ölmüsken artık seni duyamam: sana hiçbir resim ve hiçbir işaret bırakmiyorum, senin de bana hiçbir şey bırakmadığın gibi: beni asla, hiçbir zaman tanimayacaksin.”
Çocuğum öldü, bizim çocuğumuz - şimdi dünyada, senden başka, sevebileceğim kimse kalmadı. Fakat sen kimsin ki benim için? Sen, beni asla, aşka tanımayan, bir su birikintisinin yanindan geçercesine yanımdan geçip giden, bir taşa basarcasına üstüme basan, hep, ama hep yoluna devam eden ve beni sonsuz bir bekleyiş içerisinde bırakan sen, kimsin ki benim için ?
“Fakat sana nasıl söyleyebilirdim ki ? Benim gibi yabancı bir kadinin, üç gecenin aşırı hararetli gönüllüsünün, kendini sana hiç karşı koymaksizin, dahası tutkuyla açmış olan kadinin, gelip geçici bir karşılaşmanın adsız kadininin sana, senin gibi sadakat nedir bilmeyen bir erkeğe sadık kaldigina asla inanmazdin “
“ Bu adamın eskiden sevgilisi olmuş olması Irene’ye birden gerçek dışı ve anlamsız geliyordu. Hiçbir şeyin hatırlamıyordu, ne gözlerinin rengini, ne yüzünün şeklini ne de sevismelerini, sözlerimden hatırladığı tek şey ise köpek gibi yalvaran “Ama Irene!” diye kekeleyen çaresizliğiydi. Başına gelen bütün bu asıl sebebi o olmasına rağmen, bu geçen günler boyunca, bir kere olsun o aklına gelmemişti, rüyalarında bile. Dudaklarının onun dudaklarına degmis olmasına inanamıyordu ve içten içe gerçekte hiçbir zaman ona ait olmadığıni hissediyordu.”
“Şimdi ilk defa yaşadigi maceranın gerçek bedelini ödemek zorunda kalinca, yani tehlikeyle karşılaşınca, bunu küçük hesaplar yaparak sevgilisinin değerini biçmeye başladi.”