Bir payizin seherinde gördüm seni
Bin mevsim değiyordu saçlarına
Gözlerinde buğulanan payizoklar nazlıydı
Geceden kalan yağmur ve ateş kokuyordun
Bilinmek ama öğrenilmemek gibi, üzgün gerçekler gibi.
Seni gördüm,
Bir şehla turna vurdu beni
inledim, karanfil ağladı..
Kahkülü kehribar taşlarla süslü ve esmer
Delal diyordu mırıldanan kadınlar.
Tarih öncesi şarkılar gibiydi, ağıtlar...
Yangını olmayan aşk değildi.. hürriyet, şikayet
bildirmezdi..!
Seni gördüm Delal
Bir elinde yıldırımlar, diğer elinde umutlar taşıyordun..
Kimsesiz gerçekleri ayaklandırıyordun..
Sen..
Tutunamayanların iç çekişi..
Her yanı düşünce sızan kadınların, yoksulların, gazap içmişlerin, hayatın dışına itilmiş köylülerin, mağlupların..
Gece yürüyüşü..
Sen..!
Mahkum edilmişlerin,
Kanunların kaçağı..
Sınır ihlalcilerin büyülü dağı..
Ve bizi hiçleştiren her bütünlüğü, infilak ettiren Devrim.!
Başlarını yere eğip, korku ve etin dolgunlaştırdığı popolarını kaldırarak secdeye varırlardı. "Yurtseverlik" sözcüğünü her andıklarında, aslında Allah'tan korkmadıklarını, kafalarındaki yurtseverlik kavramının yoksulun, zenginin toprağını, onların kendi topraklarını savunmak için ölmesi gerektiği anlamına geldiğini hemen anlardım, çünkü yoksulun toprağı yoktu.