Davut Işık

Davut Işık
@Davut_isik
Renksiz ve elemli bir bıçak iziydi zaman. Mevsimin boğazından geçmeyen bir lokmanın kurumuşluğu var dallarımda. Vakit tam da İsmailin boynuna inerken, nefes almak gibi korkunç fikri oluyor yaşamanın!
Gün gelir ben de giderim! Yeteri kadar durmuşsam güneşte, çatlamışsa tenim. Soğuk yemişsem ve kararmışsa yüzüm. Hatırı kalmadıysa geride bırakılan zorlu kışların. İsmini anmam baharın, bir başka mevsim bile dönmem geri. Çekilirim bütün cephelerden. Kim kuşatmışsa alsın kalaleri! Sarılmaktan pörsümüşse kollarım ve hep taş basmışsam çiçek açar diye kollarıma, gün olur bende giderim. Bilirim, yerinde olmaz her denk geliş!
Edebiyat
Reklam
En son çocukluk eşliklerinde kaldı o yalın, coşkun hallerimiz cancağızım. Böylesine sıyrılmak istemezdim kendimden. Yatırmak seni bir başına mahrem uykularına gecelerin. Böyle ürkek, böyle gizli saklı! Söz ederken senden göz ardı ediyorum hâlâ bütün olmazları. Galebe çalarken gülüşün ölüme, sevinç orduları geçecek tan vakitlerinden. Saçlarına sırnaşan hıncımı yaşamak hesaba katmış değil! İnsanca mağlup olurken "çok güzel yüzün var" dedin. Böyle anne, böyle sarp evra. Bitiverirken dudaklarında al güller, doğum lekelerimi kara yazgıma bağışla. Doğuyor gözlerinin karalığında şafak, şaç diplerinden öpmek boynumun borcu olsun! Çökünce soluğuma aşk, bir Menekşe kokluyorum... -Davut Işık-
Şiir
Dünyanın bütün duru cümlelerini taşımak isterdim yüzüne. Yapmacıktan uzak, sahtekarlıklardan habersiz. Hiç düşmemiş gibi yalana! Karanlıklar devşirmeliyim yüzünde, kentin çocuklarına ak gülüşler için. Devrilse de yüzüme keder sokulsak seninle bulutlara ve yağmurlar yağmurlar yağmurlar...
Şiir
Ben gecenin kuytusuyum. İçimde ağlayan bir bebek sesi! Kopuk bir kol, uzak bir kent, ıssız bir orman. Zihnimde ağır ağır ilerleyen adam yürüyüşü. Ani bir taarruzla ıslatırım yüzümün yağmurlarını. Sen tut ki Ay'ı kayır bu gece, bulutlar ki karartmak için yıldızların saçlarını! Neden bu kadar erken uyandı ki gün? Bekleseydi karnında demir bıçakla yol giden ölülerimi. Belki eşlik ederdim, kaçsa elimden bir Menekşe, bir Gül! Aşktan ve ölümden habersiz hiç erişmemişken o ince çizgiye, korkmuyorum artık öyle olur olmaz. Ben bir savaşın ortasında paramparça, sen huzurlu bir yatak ölümü!
Edebiyat
Rüzgârın üşüdüğü anlaşılıyor kurulmamış cümlelerden. Öyle zoraki taze bir uyanış oluyor her sabah. Sanki daha önce sokaklara hiç değmemiş, kedere yorğunluğa hiç düşmemiş gibiyiz. Dünyanın o beyaz yanına senin siyahın batardı. Işıltılı evler kadar kalabalık değilim karanlığına! Bizi bir susamışlık sayarım kuduz yaralara. Kemirgen düşüncelerden derince bir ısırış yalnızlığa!
Edebiyat
Reklam