...bağışlanabilir türden hafif günahlardan söz bile edilemeyeceği bazı dönemler olmuştu. Her günah ölümcüldü ve her kayıtsızlık suçtu.
"Ya her şeydi ya da hiç."
Tanrı mutlu zamanlarda ruhun huzur içinde ve neşeli olmasını kabul etse de hatta bunu arzu etse bile, mutsuzluğun en ileri noktasında ruhun da ılımlılıktan uzaklaşmasını isteyebilirdi. Bugün Tanrı yarattığı insanlara bir iyilikte bulunup onları öyle bir mutsuzluk içine itmişti ki, insanlar en büyük erdem olan, ya
" her şey " ya da " hiç " ilkesini yeniden keşfetmek ve üstlenmek zorundaydılar.
...dünya her gün biraz daha kana ve karanlığa bulandı. Bana gelince, artık hayat gülümsemiyor. Anıların sesini dinlemek, saf bir ümit beslemek, "onu yarın bulacaklar" hayalini kurmak için, insanlardan uzaklaştım.
— Bu koşullarda, niçin bana elimi çabuk tutmam gerektiğini söylüyorsunuz?
Bu kez Rieux gülümsedi.
— Kim bilir, belki ben de mutluluk için bir şeyler yapmak istiyorum.
Örneğin, elinden gelse tüm bunların o kadar da korkunç olmadığını onlara seve seve anlatabilirdi: "Onları duyuyorsunuz.” dedi bana: “Vebadan sonra bunu yapacağım, şunu yapacağım... Sakin duracakları yerde varoluşlarını zehirliyorlar ve ellerindeki avantajların farkında değiller. Acaba ben, tutuklanmamdan sonra şunu yapacağım, diyebilir miydim? Tutuklanma bir başlangıçtır, bir son değil. Oysa veba... Ne düşündüğümü bilmek ister misiniz? Onlar talihsiz, çünkü kendilerini olayların akışına bırakmıyorlar ve ben ne dediğimi biliyorum."