"Ne yapalım Vasya! Evlat, kesilmiş bir dilimdir. O kartal gibidir: Uçup geldi, gitmek istedi, uçup gitti; seninle ben ise bir ağaç kovuğundaki mantarlar gibiyiz, yan yana oturuyoruz ve yerimizden kımıldayamıyoruz. Senin için sadece ben hiç değişmeden kalacağım, sende benim için öyle kalacaksın."
" "Zaten biz birbirimizi anlayamayız; en azından ben sizi anlama şerefine sahip olamadım."
"Elbette!" diye haykırdı Bazarov, "İnsan her şeyi anlayabilecek durumdadır: Dünyayı saran esirin nasıl titreştiğini de, güneşte neler olup bittiğini de; ama bu insan, başka bir insanın burnunu neden başka türlü sildiğini anlayamaz."
"Gece yarısı bütün kalabalıktan ve onların (Cuma vaazı veren imamın, öğretmenlerin, halamın, babamın, amcamın, politikacıların, hepsinin) 'hayat' diyerek içine iyice gömülmemi, gömülmemizi istedikleri o iğrenç kargaşanın çamurundan uzakta oturmaktan ne kadar memnun olduğumu o zaman sezdim !
Onların tatsız ve yavan masallarının değil de, kendi hayallerimin bahçesinde gezinmekten öyle memnundum ki, koltuktan sehpaya doğru uzanan ince bacaklarıma, zavallı ayaklarıma bile sevgiyle bakıyor, dumanını tavana üflediğim sigarayı ağzıma götürüp getiren beceriksiz ve çirkin elimi bile hoşgörüyle süzüyordum. Kırk yılın tekinde kendim olabilmiştim ! Kırk yılın tekinde kendim olabildiğim için, sonunda kendimi sevebilmiştim !"
"Batı Uygarlığı'nın temel taşlarından olan 'Doğum günü" töreni, bu insancıl âdet, bizde de yerleşsin diye, ileri görüşlü bir devlet büyüğümüzün sekiz yaşındaki oğlunun doğum gününde, üzerinde sekiz adet mum yanan kremalı ve çilekli bir pasta yaptırıp, çocuğun arkadaşlarını, piyano tıngırdatan Levanten bir Kokonayı ve gazetecileri çağırıp düzenlediği iyi niyetli 'Doğum Günü Partisi'ni Celâl'in köşe yazısında acımasız ve anlayışsız bir alaycılıkla yerin dibine batırmasının nedeni, sanıldığı gibi, ideolojik, politik ya da estetik değil, Celâl'in hayatında hiçbir zaman böyle bir baba sevgisini, hatta herhangi bir sevgiyi görmediğini acıyla fark etmesiydi."