Muhammed Yılmaz'ın Kapak Resmi

Briand-Kellogg Paktı
Tevfik Rüştü Bey “Yurtta Sulh Cihanda Sulh” ilkesine atıfta
bulunduğu bir yazısında Türk Dış Politikasının vizyonunu şu şekilde belirtiyordu:
“Atatürk cihanda sulh demekle de harici sulhumuzun ancak cihanda sulh ile temin edilebileceğini öğretti ve sevgili Türkiye'mizi daima Dünya içinde mütalaa etmek lüzumunu anlatmış oldu. Gerçektir ki, cihanda sulh olmayınca istesek de tek başımıza harici sulhumuzu kesin bir emniyet altında bulunduramayız. Bu yüzden dahilde sulhumuzu korumak için hürriyet ve haklarda eşit şartlar içinde ahenkli bir işbirliği yapılması tabii olduğu gibi, sulhu korumak ve kurmak için de bizim gibi sulhu isteyenlerle, yani Hürriyet ve İstiklalleri esnasında işbirliği taraflısı olanlarla gücümüzün yettiği kadar işbirliği yapmalıyız.”

Kaynak; Tevfik Rüştü Aras,
"Atatürk’ün Dış Politikası" - Kaynak Yayınları Sayfa 9.

Muhammed Yılmaz, bir alıntı ekledi.
22 Eyl 18:25 · Kitabı okudu · Puan vermedi

1914 yılı Mayıs ayında Sofya yakınlarındaki Lulin Dağı'na yapılan bir gezide, bir Bulgar yurttaşıyla (A.Graziani) yaptığı konuşma ilginçtir.

Mustafa Kemal bu konuşmada çizdiği programı Cumhuriyet Türkiyesi'nde gerçekleştirmiştir.

Mustafa Kemal, Graziani'ye şöyle demiş; "Türk milletinin fevkalade meziyetleri vardır. Fakat ne yazık ki onu karanlık ve cehalet içinde bırakıyorlar. Millet pratik bir şekilde modern maarife susamıştır. Rejim, iktisadi hayatın hiçbir cephesinde millet ve devletin faaliyet göstermesine müsaade etmiyor. Hâlbuki Türkiye'nin nefes alması, ilerleyebilmesi ve mazhar-ı hürriyet olması için her şeyden evvel, Türk milletinin maneviyatını yükseltmek ve onu taassuptan kurtararak faal bir kudret iktisap etmesine çalışmak lazımdır.
Millet cahil dervişlerin elinden tahsis olunmalı ve bunların yerine iyi tahsil görmüş, laik profesörler geçirilmelidir. Hülasa milletin daha çok şeylere ve inkılâplara ihtiyacı vardır.
Millet aile ve toplum hayatında Doğu düşünce tarzından sıyrılmalıdır. Türk halkının gerçeği görüp kavrayabilmesi için pek çok reformlar gerekir."

Mustafa Kemal'in yurdunu modernleştirmek ve halkçı bir rejim kurmak konusundaki azmi ve fikirleri bu yıllarda olgunlaşmıştır.

İmparatorluğun Son Nefesi, İlber Ortaylı (Sayfa 150 - Timaş Yayınları)İmparatorluğun Son Nefesi, İlber Ortaylı (Sayfa 150 - Timaş Yayınları)
Muhammed Yılmaz, bir alıntı ekledi.
 22 Eyl 17:50 · Kitabı okudu · Puan vermedi

1914 ilkbaharının bir günü, genç bir Osmanlı zabiti Sofya'nın şık kafelerinden birinde, Sobranye'deki Türk mebuslardan Zümrezade Şakir Bey'le oturuyordu. Mekan, müzik ve servis mükemmeldi.

Ansızın içeri giren bir köylü şık giyimli müşterilerin arasındaki boş bir masaya yöneldi, kendine bir yer beğendi ve oturdu. Etraf bu kaba giyimli köylüye yadırgayarak baktı, garsonlar surat astılar ve köylü tarafindan çağrıldıklarında oralı olmadılar. Köylü ısrar edince kendisine hizmet edilemeyeceği ve buranın böyle kaba saba kılıklı birine göre uygun olmadığı, salonu terk etmesi gerektiği söylendi.
Köylü kızmıştı, "Bulgaristan benim ekip biçtiğimi yiyor, benim silahımla korunuyor. Parasını verdikten sonra istediğim yerde otururum ve bana hizmet edersiniz." dedi.
Köylünün direnmesi sonucunda isteği yerine getirildi.

Genç zabit olayı dikkatle izlemişti. Arkadaşına şöyle dedi; "Şakir günün birinde bizim köylülerimizi de böyle görmek isterim, kendilerinden emin olmalı ve haklarını istemesini bilmeliler."
Bu genç Zabit Osmanlı İmparatorluğu'nun Sofya'daki ataşemiliteri, kaymakam (Yarbay) Mustafa Kemal Bey'di.

Kaynak; Paraşkev Puruşev, Atatürk, E. Yayınları 1973 S.78

İmparatorluğun Son Nefesi, İlber Ortaylı (Sayfa 145 - Timaş Yayınları)İmparatorluğun Son Nefesi, İlber Ortaylı (Sayfa 145 - Timaş Yayınları)
Tarihte Türkiye/Osmanlı - Polonya ilişkisi
Tarihte Türkiye/Osmanlı - Polonya ilişkisi İlber Ortaylı'nın "İmparatorluğun son nefesi" adlı kitabından yaptığım alıntılarda ve kitabın bir kısmında çokça yer verildi Polonya ve Osmanlı ilişkisine, burada biraz daha fazla bilgi içermekte. Keyifli okumalar.
Muhammed Yılmaz, bir alıntı ekledi.
 24 Tem 20:39 · Kitabı okudu · Puan vermedi

"Son bir hatırlatma; 1939'da 2.Cihan Harbi başladı ve müstakil Polonya Cumhuriyeti'ne Almanya son verdi. Doğudan'da Ruslar girdi. Ankara'daki Polonya büyük elçisi Sokolnicki, mekansız, vatansız ve görevsiz kalmıştı. İsmet paşa (İsmet İnönü), Ananeye uyarak ona bir görev verdi ve bir maaş bağladı. Bu maaşın görünürdeki fonksiyonu da Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinde ders vermesiydi.
Sokolnicki entelektüel bir Polonyalıydı. Rus fikir hareketleri üzerinde fevkalade önemli dersler verirdi. Ölene kadar Türk devlet bünyesinin içinde kaldı. Çünkü 1945'te kurtulan Polonya, şimdide Sovyetler blokunun baskısı altındaydı. Onun dönebileceği bir yer değildi.."

İmparatorluğun Son Nefesi, İlber Ortaylı (Sayfa 70 - Timaş Yayınları)İmparatorluğun Son Nefesi, İlber Ortaylı (Sayfa 70 - Timaş Yayınları)
Muhammed Yılmaz, bir alıntı ekledi.
 24 Tem 20:20 · Kitabı okudu · Puan vermedi

"Polonyalıların durumu gerçekten zordu ve kurtuluşu Türkiye'ye
(Osmanlı İmparatorluğuna) sığınmakta buldular.
1849'da Macar İhtilali başarısızlıkla sonuçlanınca Macar savaşçılar ve politikacılarla onların müttefiki olan kalabalık sayıda Polonyalılar ve bazı İtalyanlar Osmanlı İmparatorluğuna sığındılar.
Polonya mültecileri arasında General Bem, Dembinsky, Wisocki ve Bulharin vardı. General Ben bir süre sonra din değiştirdi, ve Murat Paşa olarak Vidin Komutanı Ziya Paşa tarafından törenle karşılandı. Onunla birlikte bazı subay ve askerlerde İslamiyet'i kabul etti.

Fakat dinini değiştirmeyenler için de Vidin Kalesinde bir kilise tahsis edilmişti.

Eylül 1849'da sadece Vidin Kalesinde 6.778 mülteci savaşçı vardı.
Bunların 1.200 kadarı Polonyalı idi. Sultan'ın temsilcisi Ahmet efendi, Sultan Abdülmecid'in Mültecilere hitaben gönderdiği fermanı okudu ve şu sözleri söyledi;

"Şerefim üzerine ve kesinlikle ifade ederim ki, hiçbir yerde buradan daha asil ve alicenap bir himaye bulamayacaksınız. Efendimiz, Sultan Abdülmecid Han sizleri himaye ediyor. İçinizden bizlerle kalmak isteyen var ise, silk-i askeriyede veya sanayi ve yönetimde dinini değiştirmesine lüzum olmadan eski görev ve rütbesine mümasil bir göreve tayin edilecektir. Ama ülkemizden ayrılmak isteyenler için, Malta'ya gitmeleri temin edilmiştir."

İmparatorluğun Son Nefesi, İlber Ortaylı (Sayfa 66 - Timaş Yayınları)İmparatorluğun Son Nefesi, İlber Ortaylı (Sayfa 66 - Timaş Yayınları)
Muhammed Yılmaz, bir alıntı ekledi.
24 Tem 19:49 · Kitabı okudu · Puan vermedi

"Polonya'nın özgürlük mücadelesinin yoğunlaştığı 19'uncu yüzyıl, Polonya-Türk ilişkilerinin de doruk noktasını teşkil eden bir dönemdir. Osmanlı İmparatorluğu, Polonyalı yurtsever ulusçuların bir iltica (Sığınma) noktasıydı ve bu müteşekkir insanlar ikinci vatanlarının (Osmanlı İmparatorluğunun) modernleşme alanındaki çabalarına da candan katılıyor, önemli hizmetlerde bulunuyorlardı.

Eğer Osmanlı İmparatorluğunun 19'uncu yüzyıl ortalarındaki zor durumunu göz önüne alırsak, bu devletin Polonyalı ve Macar mültecilerin hayat hakkını, Rusya ve Avusturya'ya karşı savunmak konusunda ki cesurane politikasını kelimelerle tasvir etmek güçleşmektedir.

Osmanlı Devleti sadece mültecilerin haklarını savunmakla kalmamış, aynı zamanda 1831 Polonya İhtilalinden sonra, sürgünde kurulan bir hükûmet sayılabilecek "Polonya Milli Komitesini" de tanımış ve komitenin İstanbul'daki temsilcisine adeta bir elçi gibi muamelede bulunmuştur."

İmparatorluğun Son Nefesi, İlber Ortaylı (Sayfa 63 - Timaş Yayınları)İmparatorluğun Son Nefesi, İlber Ortaylı (Sayfa 63 - Timaş Yayınları)
Muhammed Yılmaz, bir alıntı ekledi.
24 Tem 18:31 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Osmanlı İmparatorluğu, Polonya'nın bölüştürülmesi kararını tanımadı.
"Osmanlı başkentine Polonya'nın taksimi ( Bölüştürülmesi ) haberi ulaşmıştı, ama Osmanlı Devleti, başkente daha yeni gelen Polonya elçisini, yani Frantiszek Piotr Potocki'yi Aynı gün elçi olarak tanıyıp padişahın huzuruna kabul etmekte tereddüt etmedi. Elçi, Divan-ı Hümayun'a ve Padişah huzuruna çıktıktan sonra hemen ülkesine geri döndü.

Polonya'nın bölüşülmesi ve ortadan kalkması Osmanlı Devleti'nin hiç arzu etmediği bir olaydı ve bu taksimi hiçbir zaman tanımadı. Osmanlı sarayının protokolünde namevcud olan Polonya elçisinin her zaman bir yeri vardı.

Bu dönemden beri Polonya'nın bağımsızlığı için mücadele eden bütün Polonya yurtseverlerinin son iltica ( Sığınma ) yeri Türklerin imparatorluğu olmuştu."

İmparatorluğun Son Nefesi, İlber Ortaylı (Sayfa 62 - Timaş Yayınları)İmparatorluğun Son Nefesi, İlber Ortaylı (Sayfa 62 - Timaş Yayınları)
Muhammed Yılmaz, bir alıntı ekledi.
 24 Tem 17:55 · Kitabı okudu · Puan vermedi

"2. Viyana Kuşatması sırasında, 1683'te Kahlenberg tepelerinden saldırarak, kuşatmanın ve ordumuzun çözülmesine neden olan Kral Jan Sobieski, bu nedenle aslında bir Polonya zaferinden çok, Polonya'nın inhitatının (Güçsüzlüğünün) başlangıcını bilmeden hazırlamıştır. Çünkü Sulh ve İktidar ancak her iki gücün de varlığının devamıyla mümkündür.

Nitekim bu olaydan sonra Polonya tarihinin mecrası değişti ve 1683'ten sonra Osmanlı-Polonya ilişkileri sadece ittifak ve dostluğa değil, Rusya ve Avusturya'ya karşı da hayati bir birliğe yöneldi.

Büyük Petro ile Rusya, bir Avrupa gücü olarak sahneye çıktı.

Bu durum Polonya'yı Osmanlı İmparatorluğuna daha fazla yanaştırdı."

İmparatorluğun Son Nefesi, İlber Ortaylı (Sayfa 60 - Timaş Yayınları)İmparatorluğun Son Nefesi, İlber Ortaylı (Sayfa 60 - Timaş Yayınları)
Muhammed Yılmaz, bir alıntı ekledi.
 22 Tem 18:36 · Kitabı okudu · Puan vermedi

"Bütün bu pekin dalların öğrettiklerinin yanı sıra, tarihte bir kompozisyon yapmak gerekir. Bu kompozisyon çok önemlidir. Farklı ressamlara aynı renkleri, fırçaları verdiğinizde farklı resimler yapmaları gibi beş farklı alime de aynı malzeme ve aynı konu verilse, beşi de ayrı şeyler yazarlar. Bu bir tür kompozisyondur.
Tarihçilikte tam olarak budur.

Onun için tarihyazımı çok pekin bir malzeme üzerinde, akademik yönü olan bir uğraştır. Yazılan, meydana getirilen bir eserdir ve tarihçi kesin tekniklerle hareket eden bir "homme de lettres", yani bir edebiyat adamıdır. Bunun üzerinde ehemmiyetle durulmalıdır. Bu üslubun evvela dili çok iyi bilmekten geçeceği açıktır. Bu dil de yabancı dillerle mukayese edilerek edinilir.

Osmanlıca bilmeyen kişilerin, Osmanlı tarihçisi olamaması ve zavallı bir üsluba sahip olması gibi, düşünceleri de öyle kalır.
Zira temas ettiğiniz dilin, medeniyetin, dönemin iklimiyle haşır neşir olmanız gerekir.
Aksi takdirde -Ki Türkiye'de böyle bir güruh vardır- gerçek anlamda tarih yazamazsınız"

İmparatorluğun Son Nefesi, İlber Ortaylı (Sayfa 27 - Timaş Yayınları)İmparatorluğun Son Nefesi, İlber Ortaylı (Sayfa 27 - Timaş Yayınları)

Nazım Hikmet
“Hani derler ya ben sensiz yaşayamam diye,
işte ben onlardan değilim.
Ben sensiz de yaşarım; ama seninle bir başka yaşarım.”

Cemal Süreya
“Karşıdan karşıya geçer gibi sev beni.
Önce bana. Sonra bana.
Sonra yine bana bak ! ”