Rezilliğin derecesinde ruhuma doğan yüce duygu, acılığıyla yemeklere lezzet katan iyi bir terbiyeyi kaldıracak ölçüde azalıp çoğalırdı. Çektiğim acılar, düştüğüm çelişkiler, çetin ruh çözümlemeleri terbiyenin asıl malzemesiydi. Bütün bu ıstıraplar, ıstırapçıklar acınası hovardalığımın keskinliğini artırıyor, ona bir çeşit anlam veriyordu; yani hovardalığımın tuzu biberi oluyordu.
Okumaktan başka ne yapabileceğim bir iş ne de gidebileceğim bir yer vardı. Çevremde saygı duyduğum, beni çekebilecek bir uğraş bulamıyordum. Üstelik bir de sıkıntıdan patlayacak hâle gelip aykırılıklara, çelişkilere karşı içimde sönmez bir istek duymaya başlayınca kendimi her türlü rezilliğin kucağına atıyordum.
Her insanın anılarında herkese söyleyemeyeceği, ancak dostlarına açabileceği şeyler vardır. Hatta dostlarına bile açılamayacak, gizli kalması koşuluyla yalnız kendi kendimize itirafta bulunacağımız durumlar olur. Ama bir de öylesi vardır ki, kendi kendimize bile açmaktan korkarız.
Her aklı başında insanın dağarcığında bile böylesi yığınla bulunur. Daha doğrusu, insan aklını başına topladıkça bunların da sayısı artar.
Size şunu söyleyeyim ki, benim gibi yeraltı adamlarının dizginini sıkı tutmak gerekir. Kırk yıl yeraltında sesimizi çıkarmadan otururuz, ama bir de fırsatını bulup yeryüzüne çıktık mı, dırdırımızdan kurtulamazsınız.