Quintessentia

Quintessentia
@Dedalus_
Özüne yaklaştıkça manzara değil, uçurum büyür. Modifiye edilmiş benliğinden memnunsan, dön geri; sana göre değil burası... #306148980
Modern akıl, tarıma geçişi insanlığın büyük bir sıçraması ve kurtuluşu olarak pazarlarken, gerçek avcı-toplayıcılar doğanın kendilerine bedelsizce sunduğu bolluk karşısında tarımın getirdiği kölece çalışmayı mantıksız bulmuşlardır. "Bulduğun yerde ye" felsefesi, sadece yiyecek toplama stratejisi değil, aynı zamanda cinselliğin de anlık, mülkiyetsiz ve kuralsızca yaşandığı prehistorik yaşam tarzının özetidir. Tarım ise geleceği planlama, stoklama ve mülk edinme kaygısıyla hem toprağı hem de kadının rahmini çitle çeviren baskıcı bir zihniyetin başlangıcıdır.
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Tanrı'nın inayetini kaybetme hikayesi, 'bulduğun-yerde-ye' avcı-toplayıcı hayatından, tarımcının zorlu hayatına travmatik geçişe anlatısal bir yapı sağlar. Çiftçiler ezelden beri, artık yasak olan meyveyi buldukları yerde elleriyle yiyen atalarının aksine böceklerle, kemirgenlerle, hava durumuyla ve gönülsüz toprakla uğraşarak ekmeklerini alın terleriyle kazanmak zorunda kalmışlardı. Toplayıcıların Avrupalılarla karşılaştıklarında tarım öğrenmeye gösterdikleri isteksizliğe şaşmamalı. Toplayıcılardan birinin dediği gibi: 'Dünyada bu kadar çok mongongo fıstığı var iken niçin ekelim ki?'
Cinselliğin haz dolu, kuralsız ve komünal yapısının "utanç ve günah" kaynağına dönüştürülmesi; tarım toplumunun mülkiyet, veraset ve iş gücü ihtiyacını güvenceye almak adına insan bedenini ehlileştirmek için uydurduğu sosyo-politik bir lanet mekanizması mıdır?

Quintessentia

@Dedalus_
·
Doğanın sunduğu bereketi bedelsizce paylaşan avcı-toplayıcı insan, tarıma geçişle birlikte "alın teriyle ekmek kazanma" meşakkatine ve mülkiyeti koruma stresine mahkum olmuştur. En dramatik kırılma ise cinsellik alanında yaşanmıştır: Önceleri suçluluktan muaf, sosyal bağ kurma ve haz odaklı olan hiperseksüel primat cinselliği; tarımın yükselişiyle birlikte utanç, günah, aşağılanma ve üreme odaklı bir denetim mekanizmasına dönüşmüştür. "İlk Günah" miti, aslında insanlığın avcı-toplayıcı özgürlüğünü devredip çiftçiliğin ve ataerkil cinsel mülkiyetin lanetli dünyasına adım atmasının kolektif suçluluk duygusuyla rasyonalize edilme çabasıdır.
Doğanın sunduğu bereketi bedelsizce paylaşan avcı-toplayıcı insan, tarıma geçişle birlikte "alın teriyle ekmek kazanma" meşakkatine ve mülkiyeti koruma stresine mahkum olmuştur. En dramatik kırılma ise cinsellik alanında yaşanmıştır: Önceleri suçluluktan muaf, sosyal bağ kurma ve haz odaklı olan hiperseksüel primat cinselliği; tarımın yükselişiyle birlikte utanç, günah, aşağılanma ve üreme odaklı bir denetim mekanizmasına dönüşmüştür. "İlk Günah" miti, aslında insanlığın avcı-toplayıcı özgürlüğünü devredip çiftçiliğin ve ataerkil cinsel mülkiyetin lanetli dünyasına adım atmasının kolektif suçluluk duygusuyla rasyonalize edilme çabasıdır.
Ancak yitirişten sonra güzel günler bitti. Önceleri cömert dünyanın bir armağanı olan yiyecek artık ağır çalışmayla elde edilebiliyordu. Kadınlar doğum esnasında acı çekiyorlardı. Ve cinsel zevk -önceleri suçluluk duygusundan muafken- artık bir utanç ve aşağılanma kaynağı haline gelmişti. İncil'in hikayesine göre insanlar bahçeden kovulmuş olmalarına rağmen anlatı bir yerlerde açıkça tersine dönmüş. Adem ile Havva'nın ıstırabını çektiği lanetin, toplayıcının (ya da bonoboların) düşük stresli, yüksek zevkli hayatının çiftçinin bahçesinde şafaktan gün batımına kadar süren meşakkat ile yer değiştirmesi olduğunu iddia edebiliriz. İlk günah, atalarımızın böylesine saçma bir anlaşmayı niçin kabul ettiğini açıklama çabasıdır.