Quintessentia

Quintessentia
@Dedalus_
Özüne yaklaştıkça manzara değil, uçurum büyür. Modifiye edilmiş benliğinden memnunsan, dön geri; sana göre değil burası... #306148980
Doğa size danışmaz, onun sizin istekle­rinizle, yasalarının hoşunuza gidip gitmediğiyle işi yoktur. Doğayı olduğu gibi, bütün sonuçlarıyla kabul etmek zorun­dasınız.
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Sözün gelişi, sıçan bir şeye gücense (zaten her zaman gücendiği bir şey vardır) ve öç almak istese, içinde belki de doğa ve gerçeklik adamından daha çok kin birikir. Gücendirene aynı biçimde karşılık vermek için duyduğu iğrenç, aşağılık istek belki de doğa ve gerçeklik adamından daha çok içini kemirecektir, çünkü doğa ve gerçeklik adamı doğuştan ahmaklığı yüzünden öç almayı düpedüz bir hak sayar, oysa üstün anlayışı sonucu sıçan kendisine böyle bir hak tanımaz; sonunda sıra asıl amaca, yani öç almaya gelir. Zavallı sıçan ilk gücenikliğinin yanına sorular, kuşkular biçiminde bir sürü yeni aşağılanmalar, gücenmeler katmıştır; bir sorunun karşısına yanıtsız kalan daha nice soru koymuştur; sonunda bir de bakmıştır ki, kuşkulardan, yersiz heyecanlardan ve en sonunda onunla insafsızca alay etmeyi iş sayan müdür, yargıç kılığındaki içi dışı bir, işini bilen adamların tükürüklerinden oluşan pis bir çamur, bulanık, kokuşmuş bir karışım kuşatmıştır dört bir yanını.Bu durum karşısında sıçanın tutacağı tek yol, her şeye boş vererek, kendisinin bile inanmadığı, küçümseyen, yapmacık bir gülümsemeyle utana sıkıla delikçiğine sıvışmaktır. Orada, leş gibi kokan iğrenç yeraltında, alaya alınarak gücendirilmiş sıçancık yavaş yavaş kine; soğuk, zehirli, özellikle sonu gelmez bir kine boğulur. Kinini kırk yıl en ince, en utanç verici ayrıntılarına dek anımsayacak, her anımsayışta kendinden daha bir yüz kızartıcı şeyler ekleyerek, bu uydurmalarıyla kendini yiyip bitirecektir. Bir yandan kuruntularından utanır; bir yandan da olanları anımsamaktan, yeni baştan kurcalamaktan, "olabilirdi" düşüncesiyle başka başka uydurmalar eklemekten kendini alamaz. Bağışlamak nedir bilmez. Belki öç almaya bile kalkışır, ama beceriksizce, miskin miskin, uzaktan uzağa, sinsice ne öç almak hakkına, ne de
...normal insanın karşıtının, yani herhalde doğanın kucağından değil de, imbikten geçirilmiş, derin anlayışlı adamın (bunda da gizemli bir hava var, ama pek emin değilim) normal insan karşısında bazen birden duralaması, bütün üstünlüğüne karşın kendisini seve seve sıçan gibi görmesidir. Üstün anlayışlı olmasına üstün anlayışlıdır, ama olup olacağı bir sıçandır; oysa karşısında bir insan, kendisinden farklı bir şey vardır. Asıl önemlisi de kimse ondan istemeden kendisini sıçan saymasıdır, buna dikkatinizi çekerim.
Öç almayı, kendi çıkarlarını korumayı bilen insanlar bunu nasıl yaparlar, dersiniz? Varsayalım, böyleleri öç alma duygusuna kapılsalar, benliklerinde bu duygudan başka her şey silinir. Kudurmuş boğalar gibi boynuzlarını öne eğerek ileri atılırlar, onları ancak karşılarına çıkan bir duvar durdurabilir. (İçlerinden geldiği gibi hareket edenler ile işadamlarının duvarı görür görmez zınk diye duracaklarını hemen belirtmeliyim. Onlara göre duvar, durmadan düşünen, bu nedenle bir şey yapmayan bizler için olduğu gibi bir engel ya da ciddiliğine inanmadığımız hâlde dört elle sarıldığımız bir bahane değildir. Hayır, hayır, onlar bütün içtenlikleriyle dururlar. Duvar, onlar için yatıştırıcı, doğru ve kesin bir karara vardırıcı, hatta belki de gizemli bir anlam taşır... Neyse, duvar konusuna sonra döneceğiz.) İşte ben içi dışı bir insanı, onu özene bezene yaratan, sevecen doğa ananın görmek istediği gibi, gerçek normal insan sayarım.
Sözgelişi, onuruna çok düşkün bir adamım ben. Bir kam­bur, bir cüce kadar da kuruntulu, alınganım; ama ne yalan söyleyeyim, birisinin kalkıp beni tokatlamasından kıvanç duyacağım çok zamanlar olmuştur. Ciddi söylüyorum; her­ halde bunda da ayrı bir tat, kuşkusuz acıdan doğan bir tat bulabiliyordum. Acıda hazların en tatlısı saklıdır, hele bir de insan, durumunun umarsızlığını çok iyi anlarsa!