Quintessentia

Quintessentia
@Dedalus_
Özüne yaklaştıkça manzara değil, uçurum büyür. Modifiye edilmiş benliğinden memnunsan, dön geri; sana göre değil burası...
İnsan beyni ve dil yeteneği aslen "çok boyutlu, esnek sosyal ağlar kurmak ve grubu bir arada tutmak" için evrimleşmişse; cinselliği bu esnek sosyal ağların dışına çıkarıp katı, tekelci ve bencil bir mülkiyet iyelik sözleşmesine indirgeyen evlilik kurumu, beynimizin evrimsel işlevine ihanet eden kültürel bir gerilemedir diyebilirmiyiz?

Quintessentia

@Dedalus_
·
İnsan beyninin niçin bu kadar hızlı ve bu denli büyüdüğü hakkında hararetli tartışmaların sürmesine rağmen, çoğu kişi antropolog Terrence W. Deacon ile hemfikir: 'İnsan beyni zekaya duyulan ihtiyaç tarafından değil, daha ziyade dil için gerekli olan becerileri detaylı biçimde hazırlayan evrimsel süreçler tarafından biçimlendirilmiştir.' Klasik bir geri besleme döngüsündeki gibi, büyük beyinlerimiz hem karmaşık ve incelikli iletişim ihtiyacımıza hizmet eder hem de aynı ihtiyacımızın ürünü olarak oluşurlar. Dile gelince, en derin ve en insani özelliğimizi mümkün kılar: Esnek, çok boyutlu uyum gösteren bir sosyal ağ kurma ve sürdürme becerisi. İnsanoğlu diğer her şeyin öncesinde ve ötesinde, tüm yaratıkların en sosyal olanıdır.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Bizler bireysel çıkarlar peşinde koşan atomize varlıklar değil, birbirine sıkı sosyal iplerle bağlanmış komünal bir organizmayız. Bu muazzam sosyal ağ kurma becerisi, tarih öncesi avcı-toplayıcı gruplarda cinsel ilişkilerin de neden dışlayıcı ve bencil değil, esnek, çoklu ve grubu bir arada tutan bir yapıştırıcı olarak işlev gördüğünün nöro-antropolojik zeminidir.
İnsan beyninin niçin bu kadar hızlı ve bu denli büyüdüğü hakkında hararetli tartışmaların sürmesine rağmen, çoğu kişi antropolog Terrence W. Deacon ile hemfikir: 'İnsan beyni zekaya duyulan ihtiyaç tarafından değil, daha ziyade dil için gerekli olan becerileri detaylı biçimde hazırlayan evrimsel süreçler tarafından biçimlendirilmiştir.' Klasik bir geri besleme döngüsündeki gibi, büyük beyinlerimiz hem karmaşık ve incelikli iletişim ihtiyacımıza hizmet eder hem de aynı ihtiyacımızın ürünü olarak oluşurlar. Dile gelince, en derin ve en insani özelliğimizi mümkün kılar: Esnek, çok boyutlu uyum gösteren bir sosyal ağ kurma ve sürdürme becerisi. İnsanoğlu diğer her şeyin öncesinde ve ötesinde, tüm yaratıkların en sosyal olanıdır.
Homo sapiens için asıl cehennem "başkalarının yokluğu" yani izolasyondur. İnsanın akıl sağlığı ve hayatta kalması, kesintisiz bir sosyal dokunun içinde var olmasına bağlıdır. Bu köklü sosyallik, tarih öncesi dönemde yiyeceğin, çocuk bakımının ve cinsel hazzın neden mutlak birer ortak paylaşım nesnesi olduğunu açıklar. İnsanı küçük, yalıtılmış çekirdek aile hücrelerine hapsetmek ve cinsel temas alanını tek bir kişiye indirgemek, aslında türümüzün bu derin kolektif doğasına uygulanan kurumsal bir hücre hapsidir.
​Eğer her şeyden öte insanların sosyal hayvanlar olduklarından şüphe duyuyorsanız, her toplumun en kötü cezalandırma yönteminin infaz ve fiziksel işkenceden sonra sürgün olduğunu hesaba katın. Sürgün edilecek boş alanların tükenmesiyle en sert cezalandırma olarak kapalı sürgüne başvurulur: Hücre hapsi. Sartre, 'Cehennem başka larıdır' derken tersinden anlamış olmalıdır çünkü aslında bizim türümüz için cehennem başkalarının yokluğudur. İnsanlar sosyal temasa öylesine muhtaçtır ki evrensel olarak neredeyse tüm mahkumlar ruh hastası katillerin refakatini uzun süreli tecride tercih ederler."