Görünüşlere dair soruyu yanıtlayamıyorum ya da mezardan sonraki hayatla ilgili olanı,
Ama umursamadan yürüyorum ya da oturuyorum, tatmin oluyorum,
Onun elimi tutuşu tamamen tatmin ediyor beni.
Yalnızca kaburgalı göğsümdeki kabarışta değil,
Kendimden hoşnutsuzum diye geceleri öfkeyle iç çekişlerde değil, Derin derin soluyup bastıramadığım huzursuz ah edişlerde değil, Tutulmamış sayısız yeminde ve sözde değil, İnatçı, vahşi ruhumun iradesinde değil,
Tatlı besininde değil havanın,
Şakağımda ve bileğimdeki atışta, zonklamada değil, Kalbin günün birinde sona erecek şaşılası kasılıp genişlemesinde değil,
Sadece göklere söylediğim karşılanmamış nice dilekte değil, Tenha yerlerde yalnızken içimden taşan ağlayışlarda, gülüşlerde, meydan okuyuşlarda değil,
Sıkılı dişlerin arasından çıkan kısık soluyuşlarda değil,
Söylenen ve tekrarlanan sözlerde, gevezeliklerde, yankılarda, ölü sözcüklerde değil, Uyurken gördüğüm düşlerin mırıltılarında değil,
Ne de bu her gün görülen inanılmaz düşlerin diğer mırıltılarında, Ne de mütemadiyen seni kucaklayan ve başından savan bedenimin uzuvlarında ve duyularında--orada da değil,
Ne de onda, ne de bir başkasında
Ey bir aradalık!
Ey hayatımın nabzı!
Varlığına ve kendini göstermene ihtiyacım var bu şarkılardakinden daha fazla.
Artık izin vermeyeceğim hayat dediğim şeyle beni engellemenize, Zira anlıyorum şimdi asıl anlamın sizde yattığını, Gelip geçici biçimlerde saklandığınızı daha çok kendinize ait gerekçelerle, Anlıyorum sizin gelip asıl gerçeklik olarak ortaya çıkacağınızı onların ardından,
Maddenin maskesinin ardında sabırla beklediğinizi, ne kadar uzun sürerse sürsün, Anlıyorum günün birinde belki de her şeye egemen olacağınızı,
Belki bütün bu dış görünüş gösterisini dağıtacağınızı,
Belki de her şeyin ardında yatan şeyin siz olduğunuzu, ama uzun ömürlü olmayacaklarını onların,
Oysa sizin çok ama çok uzun süre var olacağınızı.
Göğsümün ıtırlı çayırları, Sizlerden yapraklar topluyorum, yazıyorum, daha sonra hakkıyla okunsunlar diye,
Mezar yaprakları, üstümde ölümden sonra çıkan beden yaprakları, Uzun ömürlü kökler, uzun yapraklar,
Ah kış donduramayacak narin yapraklarınızı, Her yıl yeniden yeşereceksiniz, yeniden çıkacaksınız çekildiğiniz köşeden;
Bilmiyorum fark edecek mi yanınızdan geçen sayısız insan, çekecekler mi hafif kokunuzu içlerine, ama eminim birkaçı kayıtsız kalmayacaktır;
Ey narin yapraklar!
Ey kanımın çiçekleri!
İzin veriyorum altınızda yatan kalpten kendinizce söz etmenize,
Ayak basılmamış yollarda, Gölcüklerin kıyısındaki çalılıklarda,
Kaçarak kendini sergileyen hayattan, Şimdiye kadar yazılmış bütün değerlerden, hazlardan, karlardan, uyumlu şeylerden,
Ki uzun zaman ruhumu bunlarla beslemeye çalıştım,
Şimdi artık anlıyorum yazılmamış değerleri, anlıyorum artık ruhumu, Söz ettiğim insan ruhu keyif alır yoldaşlarından, İşte burada, tek başıma, uzakta şamatasından dünyanın,
Hoş kokulu diller konuşup anlaşıyor benimle,
Artık utanmıyorum, (bu kuytu yerde başka yerde cesaret edemediğim kadar konuşabilirim rahatça,)
Hissediyorum üstümde kendini sergilemeyen ancak her şeyi içeren hayatı.