Ölmek nasıl bir ansa yaşamak da bir an. Gözlerini kapar ve bütün gereksiz korkuların çözülüp gitmesine izin verirsin. Sonra korkudan muaf olan bu yeni varoluş halinde kendine sorarsın: Ben kimim? Şüpheler olmadan yaşayabilseydim neler yapardım? Haksızlığa uğrama korkusu olmadan yaşayabilseydim? Acıdan korkmadan sevebilseydim? Yarın o tadı nasıl özleyeceğimi düşünmeden, bugünün tadını çıkarabilseydim? Zamanın geçişinden ve sevdiklerimi benden çalabileceğinden korkmamış olsaydım? Evet. Ne yapardım? Kimleri umursardım? Ne için savaşırdım? Hangi yollarda yürürdüm? Nelerden haz alırdım? içimdeki hangi gizemleri çözerdim? Kısacası, nasıl yaşardım?
...
Sarı bir kuş bir süre pencerenin önünde durup havalanıyor. İşte doğa. Bir daha asla ilk kez deneyimleyemeyeceğim şeyler var: aşk, öpüşmek, Çaykovski, Tahiti' de günbatımı, caz, sosisli, Bloody Mary. Hayatın doğası böyle. Tarih tek yönlü bir yol. İleri doğru yürümeye devam etmek zorundayız. Ama her zaman ileri bakmak zorunda· değiliz. Bazen de etrafa bakınıp gördüklerimizin keyfini çıkarabiliriz...