Açıkçası bir inceleme yazma gereği duymalı mıyım bilmiyorum. Benim fikrime ihtiyacınız yok muhtemelen ama neredeyse bütün incelemelerde bu kitabın ne kadar trajik olduğu yazılmış sadece. Ben birkaç bir şey ekleme umuduyla yazıyorum bu incelemeyi.
Bence bu kitabı eline alan herkes zaten filmi izlemiştir ve ne kadar trajik bir şey okuyacağını biliyordur. Bunları geçeceğim o yüzden.
Kitabı sevdiğimi söyleyebilirim ama yanlış beklentiyle okuduğumu daha yüksek sesle söylüyorum. Bu kitap bence akıcılık beklentisiyle asla okunmamalı. Filmi çok akıcıydı çünkü ana karakter etrafında görüyorduk olup biteni. Fakat kitapta ana karakter olup biten etrafında. Yani karakter değil, nerenin kuşatılıp hangi yasaların konulup, olağanüstü hallerin ne zaman konulup halkın bu olağanüstü hal karşısında nasıl yaşadığı, askerlerin ve jandarmaların nasıl çatıştığı, çocukların nasıl koştuğu ve bu tür şeyleri anlatan bir kitap okuyacağınızı bilin. Yazar da içindeki acı ve içinde bulunduğu durumu herkes bilsin diye yazmış. Yani bir traji etrafında şekillenen bir hayat hikayesi yerine direkt trajinin kendisini okuyorsunuz.
Tıpkı Tolstoy'unki gibi tarihi bir anlatım ön planda. Çok büyük hevesle başlamıştım ama asla içine giremedim kitabın. Tam kendimi kaptırıyorum Paris'in düşüşünden bahsetmeye başlıyor. O yüzden siz benim gibi olmayın. Tarihi bir anlatımın hakim olacağını bilin ve ona göre beklentinizi ayarlayın.