Her filmini izlediniz mi? Eğer izlediyseniz size şundan örnek vermek istiyorum: Samantha'nın, Theodore ile olan cinsel hayatını güçlendirmek için tuttuğu kız, onların aşkının ne kadar saf olduğunu düşünüyordu ya, ben de bu kitabı okurken aynısını hissettim.
Bu kitabı okumadan önce ilk görüşte aşkın ne kadar imkansız, dolayısıyla saçma, bir şey olduğunu düşünüyordum. Yaşadığı duyguyu ''ilk görüşte aşk'' olarak nitelendiren kişi sadece dış görünüşe vurulmuş olabilirdi benim için. Ama hikayede öyle bir aşk, içe dönüklük duygusuyla betimlenen karakterler okuyoruz ki birlikte hem hayatlarında hem de kalplerinde doldurdukları boşluklara alışıyoruz ki kitap bittikten sonra yalnızlığa gömüldüğümüzü hissediyoruz. Sizin hayatınızda hiç olmaması gerektiğini düşündüğünüz ama onu hayatınızdan atmaya yeltenmediğiniz birileri oldu mu? Sanki koltuğa uzanıp da rahatınızı bulduğunuz an sevmediğiniz bir program başlar ama kumanda çok uzakta olduğu için bir türlü değiştirmezsiniz ya o programı. Sonra da kendinizi programa kaptırmış bir biçimde bulursunuz...
Son olarak bu kitap her ne kadar güzel bir aşk hikayesi olsa bile Sabahattin Ali'nin kaleminden olmasaydı bu kadar güzel olacağını düşünmüyorum. En sevdiğim romanlar arasında.
SPOİLER
Tabloya aşık olan bir adamın aşkı... Bir tablodan ne bir beklenti, ne bir cinsel arzu duyabilirsiniz. Buna rağmen cansız bir varlığa aşık olmak bana çok saf, çok şiirsel gelmişti. Hele ki Raif'in Maria ile tanıştıktan sonra bir de onun karakterine aşık olması benim kalbimde ilkbaharın gelmesine sebep olmuştu. Galiba Maria ile benim karakterimin de bu kadar benzer olması, benim hikayeyi içselleştirmeme sebep olduğu için Feminen ve hayata karşı güçlü durmak için yalnızlaşmayı göze alan ya da yalnızlaşmayı bizzat gücün kendisi zanneden, samimi