Tablo gibidir hayat, yaşadığın sürece tamamlanmak için gün sayan. Yaşadığın her saniye bir bir, renk renk işlenir. Sürekli ayağının onu götürdüğü yer, aslında aşık olduğu kendi hayatının tablosudur. Kendini izleyenin bile farkında olmadan ayakları her gün onu hayatına götürür. Yokluk ve varlık insanın başına bela olan iki kavramdır. Derler ya; yokluk bir dert varlık ayrı bir dert... İnsanın en büyük yanlışı ne yaşamak istediğine karar vermeden her şeyi yaşamak istemek. Bir insanı gerçekten
Kalbe dokunan, hayatta karşılığı olan, yorulan ruhlarımıza nefes aldıran, bir nebze olsun iyi gelen, iyi hissettiren sözler…
Hani der ya Cahit Zarifoğlu : ‘’Bir kalbiniz vardı, hatırlayın..!’’
Sierva Maria varlıklı bir ailenin istenmeyen çocuğu olarak dünyaya gelir. Ve birgün bi' kuduz köpek tarafından ısırıldıktan sonra, etrafındakiler onda bi' tuhaflık olduğunu düşünmeye başlar. Hatta kız neredeyse cadı muamelesi görür, sonra bu olayı araştırmak üzere bi' rahip görevlendirilir, ve bu rahip kızdaki ışığı görür. Yani aslında aşık olmanın insanın kimyasını nasıl bozduğunu anlatır roman. Büyülendim, cinlendim sanırsın ama aslında bu aşktır.
daha