"Yaşam, şimdi ancak kavranılması ve anlaşılması gereken; oysa yaşanması, gerçeğine inilmesi ilerideki yıllara atılan bir yabancı öğe gibi önümüze getirilmiş. Coğrafya derslerine getirilen yerküre gibi. Kimse yaşadığımız mevsimin, günlerin ve gecelerin yaşamın kendisi olduğundan söz etmiyor. Her an belirtilen bir öğretiye, bizler hep hazırlanıyoruz. Neye?"
"Kars ve Sivas’ta, geceleri lohusa hanımı yalnız bırakmazlar, ışığı sürekli yakarlar, lohusa yalnız kaldığı zamanlarda ise ağzına sakız vererek uyumasına engel olurlar. Bu sayede lohusayı korumuş olurlar. Bu Albıs adındaki kötü ruhla bağlantılı bir ritüeldir. Başka bölgelerde ise lohusanın başına beyaz yaşmak ve kırmızı tül bağlarlar. Bu yine Albıs ruhundan korunmak için yüzyıllardır Şaman Türklerin uyguladığı bir yöntemdir. Ayrıca kırmızı altın bulundurmak ve hastaya kırmızı şeker hediye etmek de uygulanan yöntemler arasındadır. Çünkü, Albıs’ın kırmızı rengi
hiç sevmediği bilinmektedir."
"Türk mitolojisinde bir farklılık var. Keşfedilmemiş ve insanı alıp yerden yere vuracak kadar güçlü, hiçbir ilk hikâyeye, yaradılış mitine ve kutsal kitaba uymayan, tamamen kendinsi, ayrık, özgün, vahşi, canlı ve güçlü. Yepyeni bir hikâye vadediyor Türk mitolojisi."
"Eski Türklerde kurt adamların varlığına inanıldığını
biliyor muydunuz? Peki, kainatı ‘ebren’ adlı
ejderhaların döndürdüğünü ve ‘evren’ kelimesinin
buradan geldiğini hiç duymuş muydunuz?"