"Yanılıyorsunuz benim bir dinim var. Kendi dinim! Hatta ben onların bütün gülünç, sahte törenlerinin, hokkabazlıklarının yanında, hepsinden daha çok dindarım! Tanrı'ya taparım ben! Bu Tanrı ne olursa olsun, hiç önemli değil. Yurttaşlık, aile liderliği görevlerimizi yerine getirmek için bizi dünyaya gönderen Yüce Varlık'a, Yaradan'a inanıyorum. Kiliseye gitmeye, gümüş kapları öpmeye, bizden daha iyi yaşayan bir yığın maskarayı kendi kazancımdan semirtmeye hiç ihtiyaç yok! Çünkü Tanrı'ya pekala bir ormanda, tarlada ya da eski insanlar gibi yalnız gök kubbeyi seyrederek ibadet edilebilir.. dedi Eczacı Homais.
Geçti, gitti, uzaklaştı. Bitti demek istiyorum. Ama yine de derinde bir şey kalır. Sanki bir ağırlık, şurada, göğsün üzerinde! Ama yapacal bir şey yok. Mademki bu hepimizin yazgısıdır, kendimizi harap etmenin, başkaları öldü diye ölmek istemenin alemi yok!