Kızıl Yükseliş serisi benim (serinin ilk 3 kitabını) 3. defa okuyup bitirdiğim bir seri oldu. İncelemesini yazmak şimdiye nasibmiş. Öncelikle bu kitaba dair konuştuğum bazı insanlar seriyi sevmelerine rağmen ilk kitabın özellikle giriş kısmını sıkıcı bulduklarını söylediler ama ben buna şahsi olarak hiç katılmıyorum. Kitabın başlangıç kısmı tam bir distopyanın başlayabileceği en iyi şekillerden birinde başlıyor ve karakterin hikayesini benimsemek adına benim için gayet mükemmel bir girişti. Genel kanı 2 ve 3. kitapların ilk kitaptan daha iyi olduğu yönünde sanırım ama benim için ilk kitabın akademi kısımlarıyla beraber serinin ilk 3 kitap arasında en iyi kitap olduğu yönünde. 2 de mükemmel bence ama 1 ondan bir tık önde. Oldum olası derin bir karakter backgrounduyla birlikte akademi hikayelerine hep bayılmışımdır. Kingkiller Chronicle, Kan Şarkısı, Test, Uyumsuz gibi fantastik kurgu akademi serilerinde de o gelişim insan ilişkileri karakterin çocukken kişiliğinin gelişimi vs hep aşırı zevk aldığım bir tür olmuştur. Bu seri genel anlamda Brandon Sanderson serileri (özellikle Sissoylu ve Stormlight Archive) ve Kingkiller Chronicle ile beraber benim için en efsane fantastik kurgu serileri arasında en başta gelir.
Basitçe spoilersız hikaye olarak; gelecekte geçen, distopik bir toplumda kast sistemi benzeri bir sistemin var olduğu ve insanların fizyoloji ve genetiklerinin dahi bu sisteme göre oynandığı bir ortamda Altın'lar toplumun mutlak yöneticileridir. Genetik olarak insan ötesi şekilde güzellik, güç ve atletizm ile ileri teknoloji ve insan yönetimi alanında da çok öndedirler. Kızıl, Mor, Beyaz, Yeşil, Turuncu gibi diğer kast grupları ise mutlak yönetici altınların hizmetinde diğer işleri yaparlar ve Altınlar da onları kendilerinden ve insanlığın kötülüklerinden