A.

A.
Martin ama Edemeyen Que sera sera... Film Arşivim: simkl.com/7456051/movies/...
Bir ara, sana pişmaniye almaya diye girdiğim dükkândan nasıl tır alıp çıktığımı da anlatayım. Tır aldım ya inanamıyorum o kadar saçma ki, tır yani bildiğin. Sarı böyle, direksiyonu filan var. Çetemi içine doluşturup, dosta güven düşmana korku salacağım günlerin hayaliyle yaşıyorum. Bir süredir sanki esrarengiz bir senarist tarafından yazılan tuhaf bir çizgi romanın içinde yaşıyorum. Gerçekten işler nasıl bu noktaya geldi hiç bilmiyorum ama aşırı eğleniyorum. Hayatıma şöyle bir bakıyorum da, halen ve daima yaşamaya karşı büyük bir iştah duyuyorum. Bir vincin altında filan kalmazsam ömrümü son bölümüne kadar izlemeyi planlıyorum. Vonnegut’un, her zaman kulak arkası ettiğim bir başka öğüdünde söylediği gibi: “İşler yolunda gittiğinde bir durun ve yüksek sesle, ‘Daha ne olsun?’ demeyi unutmayın.” Hiç unutmuyorum. Dünya her şeye rağmen çok güzel, daha ne olsun Osman.
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
“Tüm bunları bana hâlâ niye anlatıyorsun?” diye sormak isteyebilirsin. Sorma bence, cevabı bildiğimi sanmıyorum. Hem zaten nereden bilebilirim ki, daha ben yeni geldim Osman. Hayatımın, kendimi doğaya fırlattığım bu yeni versiyonuna büyük bir hızla adapte olduğumu söyleyebilirim. Ama biliyorsun ki, hız felakettir Osman. Hiç olmayacak şeyler geliyor başıma, sürekli sakatlanıyorum. En son ayağıma şıngıl rulosu düştü. “O da ne?” dersen, çok ağır bir şey. Sana bu satırları bazı zonklamalar eşliğinde yazıyorum. Evi köpeklere uygun hale getireyim derken tarif edilemeyen silahlarla vuruluyorum. Hırdavat saldırılarından canımı zor kurtarıyorum Osman. Yavrularım her yere işemeye başladı. Hayatımın ılgıt ılgıt sidik koktuğu bir dönemindeyim. Sanki ben onların köpeğiymişim gibi sürekli peşlerinden koşturuyorum. Gece yatağa girdiğimde yorgunluktan uyumuyorum da düpedüz bayılıyorum. Beni beş çocukla yalnız bıraktın, boyun poşun devrilsin Osman. Şaka yapıyorum ya aşk olsun, ben öyle beddua edecek insan mıyım? Hem işesinler ne olacak, kurban olurum onlara. Her sabah uyandığımda ne kadar büyümüş olduklarına şaşırıyorum. O boncuk gözleriyle bana baktıklarında bütün dertlerimi anında unutuyorum. Birdenbire gelip de kalbimin her yanını nasıl böyle ele geçirdiklerine hayret ediyorum. Bozulma ama Tonimoniler doğduğundan beri seni özlemeye pek fırsat bulamıyorum Osman.
Bu hayatın tragedyası; gölgesine basmaya kıyamadıklarının, güneşini söndürüp seni kör karanlığa mahkum etmesiymiş.
Tüm çabasına rağmen dik açıyla durmayı başaramadı
Üç yıl önce ağaç evin önünde, kimin getirip bıraktığını bir türlü çözemediğim bir hurma fidanı bulmuştum. Ektim tabii hemen, hurmayı ye bağını sorma. îlk yıl, tamda güzelce serpilmişken komşunun ergen oğlu baltayla kesti fidanımı. Ben, manyak bir velet tarafından insafsızca katledilen güzel hurmam için ağıtlar yakarken ertesi yıl yine filizlenmesin mi bu? Çakı bulmuş çocuk gibi sevindim. Pamuklara sarıp sarmaladım direngen hurmamı. Gözümün bebeği gibi bakıyordum ki, ikinci yıl bu sefer de bazı firari koyunlar gelip bütün dallarını yediler, böyle sap gibi kaldı fidanım. Artık kesin gitti derken, inanır mısın, yine yeşillendi. Yaşamayı kafasına koymuş her varlığa hayran olduğum gibi, gayrimeşru hurmama da iyiden iyiye hayran oldum böylece. Onu taltif etmek için bir dalma cennet hurması aşıladım hatta. Ancak talih senden yana değilse, ne kadar uğraşırsan uğraş, olmuyor Osman. Belediyenin kanalizasyon ekibi, yol çalışması sırasında hurmamı vinçle ezdi. Koca aracın koca demir paletlerinin, fidanın üstünden yavaş yavaş geçip onu ezişini izledim. Normalde bilirsin, böyle durumlarda sinirden ya karakolluk ya hastanelik olurum. Ama bu sefer olanları büyük bir sükûnetle karşıladım. Yapılacak hiçbir şey kalmadığını anladığın andaki o kafa rahatlığı hiçbir şeyde yok cidden. Neticede olan olduysa, olan olmuştur Osman. Neyse işte, sonuçta güzel hurmam, tüm çabasına rağmen dünyada dik açıyla durmayı başaramadı. Başaramadı demeyelim de, fırsat vermediler diyelim. Ben de ne yapayım, ondan kalan parçaları, bahçenin en güzel yerine yatay olarak gömdüm. Ekmedim de defnettim ağacı anlayacağın. Mezarının başında küçük bir cenaze merasimi bile yaptım. Tüm yaşadıklarından sonra, doğrusu bu kadar saygıyı hak ediyordu Osman.
Bu kayboluş meselesi üzerine çok düşünüyorum. Sen mi kayboldun, yoksa ben mi, bir türlü karar veremiyorum. Geçenlerde, yolda yürürlerken yeğenim birden babasının elini bırakmış ve gözden kaybolmuş. Neyse ki, hızla bulunmuş ama korkusu yetti hepimize. Eve gelince ne kadar telaşlandığımızı anlatıp niye öyle yaptığını sordum. “Ben kaybolmadım ki, babam kayboldu” dedi bücür. Yani neresinden baksan haklı çocuk. İki kişiden biri kaybolduysa, hangisinin kaybolduğunu asla bilemeyiz Osman.