Merhabalar, okuduğum en orjinal kitaplardan birinin incelemesiyle beraberiz. İncelemeye başlamadan önce şunu belirtmeliyim ki, bu kitap benim uzun süredir alıntılarından hayran olduğum ve okumayı iple çektiğim bir kitaptı ama aylardır bu kitabı okumaya hazır bir ahvalde olmadığım için erteleme üstüne erteleme yapıyordum. Ki nihayetinde okurken bi yandan gerçekten hiç de hazır olmadığımı bir yandan da hayatta belki de hiçbir şeye tam anlamıyla hazır olamayacağımızı derin şekilde hissettim.
İster kitap, ister dizi ister film olsun, belirli his, fikir ve konu üzerine sündürürcesine derinleşen yapıtlar hiçbir zaman benim özel ilgi alanım olmamıştır. Ben olaylar ile hislerin, kurgu ile gerçeğin birbirine karıştığı bir dakika önce gülerken bir dakika sonra seni ağlatabilecek ondan bir dakika sonra hayatı sorgulatabilecek yapımları severim. Bu türle aslında beni tanıştıran Leyla ile Mecnun dizisi olmuştur. Bir dakika önce kahkaha atarken sonrasında salya sümük ağlatan bir dakika sonrasında derin dalmışlıklarla hayatı sorguladığınız anlar yaşatırdı. Sonrasında da ister duygusallık, ister aksiyon ister kahramanlık temalı olsun, sadece o tema üzerine yoğkmemiştir. Anlamak, hissetmek, kavramak göstererek değil bizzat hayatın kendisi gibi aunlaşıp anlattıkça daha derine işleyeceği zannıyla hareket eden yapımlar beni pek çehval ve hisleri pişirerek hakikatine ulaşır.
Mevzu bahis kitabımız da tam olarak böyle bir kitap. Hem dili, hem duyguları hem de konusu itibariyle sizi ordan oraya gezdirip sonra aldığı yere bırakıyor ama size arka bahçenizi burası neresi abi diye sorgulatıyor. Normalde bir kitaptan çok fazla alıntı yapan kişilerden sıkılırım. Tabii ki kendi profili ve arşivi ne alıntı isterse yapar ama bazen sırf post çıkarmak için bunu yaptıklarını hisseder ve rahatsız