Atalarımın yorgunluğu bana geçmişti ve geçmişin nostaljisini içimde hissediyordum ben. Kışın uyuyan canlılar gibi inime çekilmek, kendi karanlığıma dalmak ve kendi içimde olgunlaşmak istiyordum. Karanlık odada resmin belirmesi gibi insanın içinde gizli olan şeyler de hayat koşturmacası ve kavgası içinde, o aydınlıkta boğulup ölüyor. Sadece karanlıkta ve sessizlikte görünüyor insana. Bu karanlık benim içimdeydi, onu yok etmek için boşuna uğraştım. (...) Şimdi olduğum gibi kendi içimde uyanık kalmak istiyorum. Düşünceleri aydınlatan parlak ve kof cümlelerden iğreniyorum. Hırsızların, kaçakçıların, para düşkünü ahmak yaratıkların arzularına göre düzenlenip yönetilen bu yaşamın kirli ihtiyaçları uğruna kişiliğimi yitirmek istemiyorum.
Nezaket gösterisi yapmayı sevmem. Ben sizi ne tanırım, ne tanımak isterim, ne de minnet altında bırakırım. Kendi zevkime göre bir oda yaptığım için eski odam boş duruyor. Bence kahvehaneden daha rahat.
Döndükten sonra her şey dar, sınırlı, yüzeysel ve küçük geliyordu Şerif'e. Herkes aşınmış, köhneleşmişti adeta, havasını, rengini yitirmişti. Ama yaşamın karnına pençelerini geçirmişler, korkuları, kuruntuları, batıl inançları, bencillikleri artmış da artmıştı. Kimileri sınırlı arzularına az çok ulaşmıştı. Karınları sarkmış, şehvetleri belden aşağıdan çenelerine vurmuştu. Yaşam kavgası içinde bütün duyguları üçkâğıtçılığa, alttakileri dolandırmaya, pamuk, haşhaş ve buğday mahsulüne ya da çocuk kundağına ve eski nikris hastalığına yönelmişti. Kendisi yaşlanıp eski gücünü kuvvetini kaybetmemiş miydi? Esrar içme takımı ve votka şişesi yanında istirahat umuduyla dönmemiş miydi doğduğu şehre? Son görüşmesinde körpecik biraktığı kız kardeşi kaç doğum yapmış, buruş kırış içinde kalmıştı. Göz kenarlarındaki şahrem şahrem çizgiler Şerif'in yaşlandığını gösteren en belirgin işaretlerdi. Hakaret edilirmişçesine Âbâde denen kızıl topraklı bu harabe şehir onun için tehditkâr bir yerdi.
Belki dünya değişmemişti de yaşlılık ve umutsuzluk dolayısıyla her şey gençlik günlerindeki büyüleyici cazibesini ve güler yüzünü yitirmişti ona göre. Bir o elleri bomboş kalmış ve farkına bile varmadan her yıl gücünün kuvvetinin bir kısmı gözle görünmeyen bir menfezden çıkıp gitmişti. Birkaç mutsuz hatıra, bir iki rezillik
ve boşuna çırpınmadan başka bir şey kalmamıştı geride. Sadece kendi leşini o delikten bu deliğe sürüklemişti ve şimdi daha güzel günler beklentisinde değildi.