Demircan Baran

Demircan Baran
@DemircanB16
Reklam
Pir Sultan asıldıktan sonra ertesi sabah kahvede toplananlardan biri, “Hızır Paşa, Pir Sultan’ı astırmış” diyor. Bunu dinleyenlerden biri; imkanı yok, diyor, çünkü ben onu bu sabah Koçhisar yolunda Seyfebeli’nde gördüm. Bu sözü duyan biri anlatıyor: olamaz diyor, ben onu Malatya yolunda, Kardeşler geldiğinde gördüm. Başka biri: hayır, diyor yanlışın var. Ben onu Yenihan yolunda, Şahna Gediği’nde gördüm. Başka birisi de Tavra Boğazı’nda gördüğünü söylüyor. Daha sonra hep beraber kalkıp darağacının bulunduğu yere gidiyorlar. Gidiyorlar ama ne görseler iyi, darağacında Pir Sultan’ın hırkası asılı, kendisi yok! Pir Sultan asıldıktan sonra darağacından inmiş, yola düzülmüş, asesler (bekçiler) düşmüş, onu tutmak istemişler. O sırada Pir Sultan, Kızılırmak Köprüsünden geçmiş ve “Gel köprü” demiş. Köprü suya batmış, Asesler beri yanda kalakalmışlar. Pir Sultan doğruca Horasan’a gitmiş, Şah’ın huzuruna varıp bir nefes okumuş, oradan Erdebil’e gidip orada yatmış, ölmüş ve oraya gömülmüştür.
Sayfa 12 - 12-13. sayfalar·Kitabı okudu
Alıntı
Erdebil Sufileri, Cüneyd'den sonra oğlu Haydar'a bağlanmışlardır. Bu sıralarda Tokat'ta birisi çıkmış, başına toplananlar, bu adama Şeyh Cüneyd demişlerdi. Yakalanan ve Şeyh Cüneyd olmadığı anlaşılan bu kişi serbest bırakılmıştı. Adı Celâl olan ve Mehdî'nib, yani Muhammed soyundan olup dünyaya adaleti yayacak olan on ikinci imamın yakında geleceğini ilan eden bu adama uyanlara Celâliler dendi ve bu tarihten sonra hükûmet aleyhine kalkanlara ve Sünnî inançlara aykırı bir inanca sahip olup hükûmet tarafından takip edilenlere Celâlî denmeye başladı. Sonradan bu isim, isyan eden herkese verildi ve Celalîler sözü, âsiler, eşkıya anlamını kazandı.
Sayfa 7·Kitabı okudu
Şiir
Selçukoğullaro devrinde, Anadolu'da büyüm bir dini hoşgörü vardı. Sünniliğin (yani Muhammed Peygamber'den sonra ona inananların ileri gelenlerinin seçtiği halifeleri meşru sayan ve onların ittifakını doğru bulan Müslüman anlayışının) çeşitli yollarıyla İ'tizal [ayrılanlar] mezhebi gibi ön planda akla önem veren yol ve Şiiliğe (yani Peygamber soyuna taraftar olan ve sahabenin [Peygamber zamanında ona inananların] ittifakını kabul etmeyen Müslümanlığa) dayanan çeşitli tarikatlar, ülkede bir arada varlığını sürdürüyordu. Bu tarikatların çoğu, Bâtınî hbir karakter taşımakta, yani din hükümlerinin, dünya düzeni için konduğu, dinin içyüzünü bilenin, bu hükümlere bağlı olmayacağı esasını kabul etmekteydi.
Sayfa 5·Kitabı okudu