Öteden beriden konuşurken dört arkadaş arasında lakırdı toplumumuzu zapteden geçim sıkıntısı ve sefalete geldi.
Bedri birdenbire başını kaldırarak dedi ki:
— Bu sefalet yalnız maddiyatta değil, bilhassa maneviyatta hüküm sürüyor ve maddi sefaletin manevi sefaletten doğduğu çok açık değil mi?
Zaten hayatımız tamamen zandan ibaret değil midir? Dünyada ne hakkında emin olabiliriz? Kendimizi sıhhatte zannederiz, bir gün, senelerden beri müthiş bir illete tutulduğumuzu öğreniriz. Mesuduz zannederiz, saadetimizin rüya olduğunu, aldandığımızı öğreniriz. Geleceğimizi güvende zannederiz, o anda mahvoluruz, perişan oluruz... Dostlarımızı sadık zannederiz... Velhasıl hep zannederiz, sadece zannederiz... Zaten bütün insanların hayatı yalnızca zannetmek üzerine kurulmuş değil midir? İnsanların asırlarca devam eden zanlarla neler çektiğini tarih bize ispat etmez mi?
“Ben kendisini nerede ve nasıl göreceğimi düşünerek bir türlü bir karar veremezken, o bir hamlede görüşmek için yer, zaman bulmuş ve tayin etmişti. İtiraf etmelidir ki kadınlar bu hususta bizden daha faal ve daha maharetlidirler...”