Böyle bir ortamda nasıl biri haline gelecektim? Karakterim onlardan etkilenmeksizin olduğu gibi kalabilir miydi?
Bu puslu, sarı odalardan gün ışığına çıktığımda tıpkı gözlerim gibi düşüncelerimin de kamaşacak olmasında şaşılacak bir şey var mıydı?
Her kim tarafından yetiştirilmiş olurlarsa olsunlar, çocukların varlıklarını sürdürdükleri küçücük dünyalarında, haksızlık kadar derinden hissedilip derinden algılanan bir şey yoktur. Çocuğun maruz kaldığı haksızlık küçücük bile olsa, çocuk küçücüktür, dolayısıyla dünyası da küçücüktür ve onun ölçülerine göre, tahta bir at iri kemikli bir İrlanda atı gibi kocaman görünür.
Charles Dickens, benim açımdan insanı "reading slump" etkisinden çıkaracak yazarların başında. Yazım dili tam anlamıyla merak uyandırıcı ve içine çekici bunu okuduğum her kitabında kesinlikle deneyimledim.
Kitabı okurken özellikle suç ve ceza kavramları arasındaki o garip çelişki üzerine çok düşündüm; toplumun mahkûm dediği insanların içindeki iyilikle, "beyefendi" sıfatı taşıyanların ahlaki zayıflığı arasındaki fark beni gerçekten etkiledi.Ancak kurgu yapısı bakımından bir kıyaslama yaptığımda, İki Şehrin Hikâyesi'ndeki o tıkır tıkır işleyen, matematiksel kurgu disipliniyle karşılaşamadım. Oradaki her parçanın bir saat gibi birbirine bağlandığı o kusursuz yapıya kıyasla, bu roman bana çok daha gevşek ve tesadüflere dayalı geldi. Hatta itiraf etmeliyim ki, Dickens’ın karakter yaratma gücüne saygı duysam da, ana kurguya neredeyse hiç katkı sağlamayan karakterlerin sayfalarca betimlenmesi beni biraz hayal kırıklığına uğrattı. Bu figürlerin hikayeyi bir yere taşımak yerine sadece atmosferi doldurması, kurgunun gücünü benim gözümde biraz zayıflattı.Tüm bunların ötesinde, kitabın ismindeki o "Büyük Umutlar" ile Pip'in yaşadığı son arasındaki tezat beni en çok vuran kısım oldu. Pip’in sınıfsal yükseliş ve aşk üzerine kurduğu o devasa hayallerin, kitabın sonunda yerini derin bir hayal kırıklığına bırakması, aslında Dickens’ın bize sunduğu en büyük ironi. Beslediği o büyük umutların birer birer çöküşünü izlemek, romanın kurgusal zayıflıklarını unutturan duygusal bir derinlik kattı. Bu noktada da kitabın orijinal sonunu değiştirilmiş sonuna tercih ediyorum çünkü Pip’in her konuda Umutsuz kalışı kitabın bütünlüğüne benim açımdan daha çok hitap etti.
Sonuçta bu eser benim için, kurgusu yer yer dağınık olsa da, beklentilerin insanı nasıl yanılttığını gösteren etkileyici bir hayat dersi olarak