Bu yüzden insan olan ve öyle kalayım isteyen sopayı da yememek için, tabii bu beşer denen Allah'ın sopalarından muhafaza olmak için sözünü uluorta söylememeye, kanadını girdiği
yerde koltuğunun altında saklamaya, incilerini takmamaya gözünün parıltısını bile dindirerek bakmaya mecburdur, bırakmazlar çünkü, görür duyar ve bırakmazlar. Allah şakadan anlar bunlar anlamaz, Allah anlaşılmamayı anlar bunlar anlamaz,
Allah bilir bunlar bilmezler, Allah yolun sonunu görür bunlar
görmezler. O yüzden aslında sen Allah'tan değil de Allah'ın so
pasından kork. Ben de korkarım, inan ki korkarım, her bela on
dan gelir çünkü ve her şeyi yanlış yere yerleştiren de onlardır.
Ama desen ki onlar da olmasa dünyada düzen diye bir şey kalmaz, dünya en azından bu dünya olmaz. O yüzden milyon beşere beş insan düşer, insanız zannedenin çoğu cilalı beşerdir,
sakın kanma zaten yakında sopasını görürsün, neyse daha çok
devam ederiz," deyip sustu.
"Sonra da peygamber çehresi oluyor tabii, avurtların çökük, tok gözlü, siz yiyin diyen, hep paylaşan, nasılsa peygamber, değil mi?
Peygamberlik en kolay iş Aziz, en kolay, insan olmak o kadar
zor ki, daha olan olmuş mu o bile belli değil." "Peygamber ol da her gün harbe git, çarmıha her gün sabahtan çakıl akşama zaten indirirler, dert değil. Sahibin göklerin sahibi, iş değil, ne var ki. Hatta Nesimi ol da derin yüzülsün ne gam, değil mi, dert bütün dert kim olduğunu, ne olduğunu, sahibini bilmeyen düz
insan olmada. Hatta şunu derim emin olmamada. Emin olsan
yine gam yok.
, "Kibirliyim
değil mi, okuduğum birkaç kitap, bir uyduruk üniversite tahsilim, işe yaramaz öğretmenliğim ama dağlardan yüksek,
otlaklardan geniş, meyvelerden sulu bir kibrim var, sen söyle
ben ne yapayım?" Aziz neşeyle gülmeye başladı, güldü güldü.
"Ne yapalım, onu da bulamayan var," dedi, beraber güldüler.
Biraz, çok değil, biraz gizlenmiş bir bilgi vardı, mesele onu bulmaktı, şu kitabın neresinden neyin sorulacağı gibi. Kimsenin o kitap umrunda değildi, sorulacak soruyu tahmin etmek, ezberlemek, yanındakine fısıldamak, sıranın üstüne gizlice yazmak,
bunların toplamının geçer nota dönüşmesi okulun ve derslerin
özetiydi. Matematik formüllerini de, başkentleri de, tarihleri de
böyle muskalar halinde hangisinin tutacağı, vaktinde açılacağı
merakı ile tutuyorlar, sonuca da bakıp, "Tüh," diyorlardı. Askerlik gibi ortaokul ya da lise de bir şekil bitmesi gereken bir
şeydi.