Kitabı bitirdiğimde bazı şeylerin havada kaldığını, yüzeysel ilerlediğini düşündüm. Ama dile döktükçe okuduklarımı aslında derinleştirdiğimi farkettim. Dile döktükçe derinleşti, derinleştikçe bir bağlam oluşturabildim. Kitabın sonlarına doğru sıkılsam da buna değecek bir meyve de veriyor sana.
Tecavüzü kadın üzerinden konuşmak, patriarkal sistemin "erkek hakları"nı meşrulaştırmaya yönelik atılan adımlardan sadece biri. Bu kitapta bu konu detaylandırılıp gerçek nedenlere yönelmemiz gerektiği hatırlatılıyor. Aslında kadınlara yönelik her şey "kadın sorunu" olarak nitelendiriliyor, sadece cinsel şiddet değil. Bu yüzden de bu konuları konuşanlar yine kadınlar oluyor. Yine bu konular sadece kadınların karşısında konuşulup kınanıyor. Bu da erkeklerin değil de kadınların bir şeyler yapması gerektiği baskısını oluşturuyor.
Cinsel şiddeti gerçekleştiren erkeği "hasta" olarak nitelendirmek hem durumu hafifletiyor hem de odaklanılan şey "tedavi" olmaya başlandığı için cinsel şiddetin asıl nedenlerinden uzaklaşmaya başlanıyor ya da bu şekilde o nedenler korunmaya çalışılıyor.
Cinsel şiddetin nedeni "anne" de değil. Aile yapılarına baktığımızda babanın varlığını içinde barındırmayan aile kurumu, çocuğun sorumluluğunu anneye yüklemeleri yetmezmiş gibi çocuğun suçlu davranışlarından da sorumlu tutuluyor. Her açıdan yine yüklenilen kadın oluyor.
Bizim asıl odaklanmamız ve değiştirmemiz gereken nokta patriarkal sistemin kendisi. Cinsel şiddet yaşadığımız toplumsal yapının sonucu. Bu yapının kadını koymaya çalıştığı konumun sonucu.
Kitabı okumaya başladığımda yazarın feminizm-vejetaryenlik arasındaki ilişkiyi aktarma dili etkileyiciydi. Kitaptan beklediğim farklı bakış açısını, göz önünde olan farkındalığı edinebildim. Kitabı okumaya devam ettikçe bambaşka bir farkındalık yaşadım. Yazar kuramını dile getirirken görüşünü değdirebileceği kesime göre hareket etmiş görünüyor. Feministlerin vejetaryenliğe yatkın olma düşüncesi yazarın ikisi arasındaki ilişkiyi ele alma biçimini etkilemiştir. Yani yazarın feminist-vejetaryen ilişkisinden bahsederek, vejetaryen olma potansiyeli yüksek olan feminist kesimlerin savunduğu görüşlerinin “nesnelliğine” dokunarak onları ikna etmeye çalıştığı hissediliyor. Bahsettiğim şey feminist-vejetaryen arasında bir bağ olmadığı değil sadece bu bağı kitabın ilerleyen kısımlarında kısmen nesnel bir şekilde ele alıp görüşünü aktarırken yaptığı yorumlarla biraz zorlamıştır.