"Günlerimizi düşünüyordum ben, seyircisi kaldığımız, bir gün aslında bizim olduğunu anladığımız, gençlikten veya gelecek sarhoşluğundan elimizde tutmadığımız, çabucak geçen günlerimizi. Yazılmayacak bir romanın içinde, yazılacakmışız gibi yaşamıştık."
Norveç edebiyatı üzerine lisede öğretmenlik yapan Elias ın hayatı ve iç çatışmalarını konu alan ve bunu anlatırken, Norveç kültürel hayatından kesitler sunan felsefi yönü ağır basan bir kitap.
Kurguda gerçekçi, anlatımda fantastik 3. dil anlatımıyla sunulmuş ve bu sayede okurken tiyatro sahnesi içindeymiş gibi hissedebiliyorsunuz.
İlk bölümde Yaban Ördeği tiyatro oyununu derste öğrencilerine anlatırken hikayenin kahramanından çok yan karakteri anlatması kendisini o karakterle özdeşleştirdiğini düşündürüyor. Silik bir gölge tıpkı kendisi gibi...
Paragrafların yok denecek kadar az olması, konuşmaların arka arkaya aynı satırlarda verilmesi okumayı zorlaştırsa da yaşadığı, hissettiği sıkıntıyı daha iyi vermek adına bu şekilde kurgulandığı düşünülebilir.
Bazı yerlerde sıkıyor, bazı yerlerde düşündürüyor, bazen de heyecanlandırıyor. Tıpkı hayat gibi iç çatışmaları evrensel bir dille ele almış güzel bir kitap...
Okunmalı.
Geldikleri yerde daha iyi bir hayatları vardı ama yine de metropollere göçüyor ve dişleriyle tırnaklarıyla orada tutunmaya çalışıyorlardı. Neden? Çünkü insanlar cazibeye kapılıyorlardı. Büyük arabaların, televizyon programlarının, lüks lokantaların, trafik keşmekeşinin, sinemaların reklam ışıklarının, piyango çekilişlerinin, duvarların arkasında kapılarında silahlı güvenlikçilerin beklediği villaların ve bütün bunlarla aynı çağda yaşamanın cazibesine. Açlıktan mideleri kazınsa da televizyonda gösterilenlerle aynı çağda yaşıyor olmak insanlara bunu unutturuyor. Hayaller susuzluğu gideriyor.
Hayaller tatmin ediyor!