“Doğanın dili yaşamın dilidir. Doğada kendisince, kendi halinde konuşur. Doğa, türküler, ağıtlar söyler, bazen şiirler okur, bazen insanlarla kıyasıya kavga eder. Kimi zaman ise çocuk gibi küser, bir zaman sonra küs-künlüğünü unutur, koşar koşar ve kadınların kucaklarına atılır. Kadın ve doğa en fazla birbirini anlar, ortak bir dili konuşur.”
Muhteşem bir gözyaşı döküldü
Kapıdaki çarkıfelekten.
Geliyor güvercinim, sevgilim;
Geliyor hayatım, alın yazım;
“Yakında o, yakında’, diye ağlıyor kırmızı gül, Ve beyaz gül hıçkırıyor, ‘Gecikti’;
Hezaren çiçeği dinlemekte, ‘Duyuyorum, duyuyorum’;
Ve ‘Beklerim’ diye fısıldıyor zambak.
Kalbim şakıyan bir kuş gibi
Su verilmiş bir sürgünde yuva kuran; Kalbim bir elma ağacı gibi
Dallarını güdük meyvelerin eğdiği; Kalbim gökkuşağından bir kabuk gibi, Durgun bir denizde kürek çeken, Kalbim bunların hepsinden daha mutlu, Çünkü aşkım geldi bana.
Üniversite gözüme Strand Caddesi’nin kaldırımında yaşam savaşı vermek zorunda bırakılırlarsa çok geçmeden kullanılmaz hale gelecek nadir türlerin korunduğu bir barınak gibi göründü..