Hayat seni öyle bir noktaya getirir ki kendini sevdiklerinle savaşırken ve nefret ettiklerinle sevişirken bulursun. Üzülürsün. Pişman olursun. Sonra biraz zaman geçer ve tersinin bu dünyada işlemediğini anlarsın.
Düşündü. İngilizce’deki “pain” kelimesiyle, Fransızca’daki “pain” kelimesini düşündü. Biri “acı”, diğeri “ekmek” demekti. Adam bunu sıradan bir tesadüf olarak değerlendiremeyecek kadar sarhoş ve yalnızdı. Acı, insanın hayat tarlasında biçtiği buğdaylardan pişirdiği ekmekti. Dolayısıyla sabah kahvaltısı kadar kaçınılmazdı.