Ama bugünün toplumu başarı yönelimli oluşuyla tanımlanmaktadır ve sonuçta başarılı ve mutlu insanlara, özellikle de gençlere büyük değer
vermektedir. Böyle olmayan herkesin değerini özünde görmezlikten gelir ve bunu yaparken de onurlu olma anlamındaki değerli olma ile yararlılık anlamındaki değerli olma arasındaki belirleyici farkı bulanıklaştırır. Kişi bu farkın bilincinde olmadığı ve bireyin değerinin sadece o andaki yararlılığına bağlı olduğunu savunduğu takdirde, inanın, Hitler’in programıyla paralellik
içinde acısız ölüm programını, yani, yaşlılık, hastalık, sakatlık, ruh hastalığı vb. nedenlerden ötürü toplumsal yararlılığını kaybedenlerin
“acı çekmeden” öldürülmesini savunmamasını, sadece söz konusu insanın kişisel tutarsızlığına borçlu oluruz.
Mevcut yetilerinin ve çevrenin sınırlan dahilinde, olduğu kişi neyse, onu kendinden yaratmıştır. Örneğin toplama kamplarında,
bu yaşayan laboratuvarda ve bu sınav alanında, yoldaşlarımızdan bazılarının domuz gibi, bazılarının da aziz gibi davrandıklarına
tanık olduk. İnsanın içinde her iki potansiyel de vardır ve hangisinin gerçekleşeceği koşullara değil, kararlara bağlıdır.
İyileştirilmesi olanaksız psikotik bir birey, yararlılığını kaybedebilir, ancak insan olma onurunu koruyacaktır. Benim psikiyatrik parolam bu. Bu olmaksızın, psikiyatriyi, üzerinde çalışılacak bir alan olmaya değer bulmazdım. Kimin uğruna? Onarılmayacak kadar hasarlı bir beyin makinesinin uğruna mı? Hasta kesinlikle
bundan öte bir şey olmasaydı, acısız ölüm programı haklılık kazanırdı.