Mankurt'u biliyor musun; hani eskiden Asya'daki kabilelerin bir düşman savaşçısını esir aldikları zaman uyguladıkları yöntem.
Adamin kafasındaki saçları kazirlarmış, sonra yeni kesilmiş bir koyunun ıslak işkembesini o çıplak başa sıkıca geçirir, savaşçıyı boğazına kadar toprağa gömer ve Asya güneşinin altında günlerce bırakırlarmış.
Ölmesin diye yemek yedirirlermiş elbette.
Bir süre sonra adamın saçları uzamaya başlayınca kuruyan, sertleşen işkembeyi geçemediği için kıvrılıp geri döner, adamın beynine doğru büyürmüş. Korkunç acılar çeken adam bir süre sonra kimliğini, kişiliğini, her şeyi unutup mankurt haline gelirmiş.
Bu savaşçılar kendi kabilelerine karşı dövüştürürlermiş.
Gerçi benim saçım belime doğru geliyor geri dönmüyordu ama ben de yavaş yavaş o beyin uyuşukluğu içine giriyordum.
O akşam Arzulara gelen konuklardan bu yüzden mi hoşlanmadığımı soruyor.
“Bir sürü nedenden" diye yanıtlıyorum onu. "Bak bir örnek vereyim: Bunlar gösteriş sever değil mi? En pahalı araba, en büyük ev, en güzel giysi, en pahalı mücevher... Değil mi?"
Evet" diyor sabırsizca, "öyle."
“Ama diyorum aynı zamanda da nazar değmesinden ödleri kopar. Hem gösteriş yapar hem de milletin gözü kalmasin diye kurban kesmek, kan akıtmak gibi pagan ayinlerine, nazar boncuğu takmaya, hatta kurşun döktürmeye kadar başvurmadıkları rezalet kalmaz. Bu kadar zahmet yerine biraz daha alçakgönüllü yaşasalar, biraz daha ucuz araba kullansalar, buna karşılık kafalarinı zenginleştirseler olmaz mı?"
Valla haklıymışım, bu da bir bakış açısiymış ama bunu arkadaşlarina anlatmasına olanak yokmuş, bu devirde kimse anlamazmiş bunları. "Işte" diyorum, "cevabı kendin verdin. Bu yüzden kaçıyorum aptal kalabalıklardan. Bana kızdın ama şimdi yavaş yavaş hak vermeye başladın galiba."
İkinci bir konu daha var. Duygusal ilişkilerde kişilerin birbirinden beklentilerinin farkına varması önemlidir. Kisi farkına varmadığı ama etkisi altında kaldığı beklentilerinin esiri olduğu andan itibaren bir mahkûm hâline gelir. "Ben kadınım, o erkek; erkeğin şunları bunlari yapması gerek. Ben erkeğim, o kadın; kadının şöyle düşünmesi, böyle yapmasi gerek." Ilişkiye böyle sosyal kimliklerin beklentileri girince her iki taraf da tüccarlaşır. "Benim istediğimi veriyor musun? Bunu verirsen ben de senin için şunu yaparım. Ilişkideki bütün alt-metin bu olur. Sosyal kimliklerden gelen beklentilerinin farkına varıp hem kendini hem de eșini özgür kılabilmek, sağlıklı bir ilişki kurabilmenin önemli bir adımıdır. Beklentiler elbet olacaktır ama bunlar dürüstçe konuşulup paylaşılmalıdır. Böyle bir yolculukta iki taraf da "kendi" olmaktan çekinmez. lişkileri hiç eskimez. İşte bu ilişkide cinsel hayat da heyecanını kaybetmez. Çünkü karşısında özü dipdiri, duygusal açıdan sürekli yenilenen bir insan görür.
Özetlersek niyet bilgiye, bilgi eyleme, eylem neticeye götürüyor. Işte işin püf noktası tam da burada: Bu niyet nereden geliyor? Kızılderili bilgenin sözlerini hatırlamanın tam sirası; "Bir savaşçının gücü, niyetinin saflığındadır."