Cihan Aydın

Cihan Aydın
@Destmanta
Şiir yüklü, duygu yüklü,
Erzurum
Erzurum
18 okur puanı
Ekim 2019 tarihinde katıldı
Bir tesadüfe 2. Mektup
Ayrılığı bir sözcük gibi andığın her an, geleceği bilme yeteneğimi elimden alıyorsun. Dönebileceğim bir kapı yoksa, gitmeyi öğrenmeliyim. Rüzgârın ne güzel bir şey olduğunu anlatacaktım daha. Ortak harflerimizi daha iyi vurgulayarak bak bu “waran” (yağmur) bu da “roc” (güneş) diyecektim. Dağlarımızdan taşıyıp getirdiğin kekik kokusunu arayacaktım saçlarında. Kendimden bu kadar bahsetmeyecektim. Kütüphanelere kırık bir eğriyle daldığım her saat, birtakım sakallı adamların ömrüne ekleniyor. İktisadiyat ilminin acayip sayıları ve mesela Spencer’a ne gerek varsa! Ama bende beni yok sayan kılıksız hocaların müstehzi sözleri kırıyor beni. Belki sen olmasan bu kadar alıngan olmazdım. Belki her şeyi ve bu dili bu kadar hırsla öğrenmezdim, ki Türkçe bir Kürt için düşünme ve yaratma dili değil, polis, asker ve mahkemeye ifade verme dilidir. Seninle geçen her akşamın saçları var, neden inkâr edeyim ki şimdi? Daha güçlü, daha mesafeli mi olmalıyım? Yüzüme bir yolculuk anısı yakıştırıp başının üstünden uzaklara mı bakmalıyım? Anlıyorum, herkesin bir kalbi var elbet senin de. Haftada yedi gün, senede dört mevsim vardır, kabul ediyorum. Dünya diye bir yer var, dağ gölleri var, huzursuz yamaçlar var. Ama seninle kanıtlanan bir varlık isem, ısrarcı değilse de, kederli olmakta haklıyım. Birinin balkonunda uzun uzun durmasını ciddiye almalısın. Evlere sığmayan her bir kişinin sözcükleri yayvandır. Başaklarla akraba olan dizlerimin bu devletlû şehirde ağrıması da bundan. Sığınmak için değil, sığmak için sana muhtacım. Soğuk ve gerçek sözcüklerinin bu kalbe bir çevirisi yok. Gitmeliyim demek. Bir zerdalinin dalından kopması gibi çığlık çığlığa. Ama sesimi yankılayan bir vadi yoksa, bir sesim yok demektir. O halde ölgün harflerle gitmeliyim. O halde, artık sana değil, kendime
Şiir
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Bir tesadüfe 3. Mektup
Aynalardan geçen bir gecenin uzun ve aksak sesidir; seni hep hatırlamanın buğusu. Minnacık harflerle yazanların parmaklarını merak edişim, durup dururken. Yollar boyunca uykusuzluğuma eşlik eden bir yarım ayın anısı. Peki sen orada mısın? Ellerinin sıcak nemini eğitiyorum yanaklarımda, saçlarımda geçmiş baharların kokusu. Öfkenin rengine karışarak sokağa duman içinde akmam bundandır, içimdeki cesur acı bundan. Yine de burada geceye bulduğum adların bir yankısı yok. Peki sen orada mısın? Gece dostumuzdur bizim. Bu banliyöde göğün siyah perdesi çekildi mi, göğsümde derin bir boşluk, odamda akışkan bir keder, bir bahçenin Eylülü. Bir yamacı tırmanan yoldaşların dizlerindeki gecikmiş uyku. Ne varsa dışarıda unutulmuş. Hırpalanmış göğsümde “Orta Bahçe”nin huyu. Bakmaya doyamadığım gözleri bir sel gibi akıp gelenlerin. Sanki kuşlara bakmaya gelmişler. Ne çok severim, bilirsin, yüreklerindeki acemi öfkeyi. Sözcüklerin elleri var. Taşların seslendiği bir penceredeyim şimdi. Ilık bir suyun tenine say beni. De ki, bir keder antolojisi okuyor sabahlara kadar. Ufka bakarak sefer eyliyor. Şimdi duyduğu, bir okyanusun sesidir, kıyılarına çarpmaya doyamayan. Ama duyduğum ses kendi sessizliğimdir yine. Ağzımda bir tür dublaj Türkçesi var. Sözcüklerimiz farklı zihinlerde aynı anlama gelemiyor. Ellerin, ellerimin konuşmasına izin vermiyor. Sanırım ezberlediğim bir şey oluyor gitmek. Walt Whitman’ı sevelim. Birlikte yapabileceğimiz hiçbir şey yok, ayrılamayız bile. Benim yüzümü bu kadar ağırlaştıran şey budur işte. Ben ki neyim? Geceye ağıtlar dizen bir sabah rüzgârı mı? Bir akşamın gelişi mi? Ruhunu sözcüklerle onaran anakronik bir derviş mi? Eğer kendine sorular soruyorsan aşk yoktur. Ruhunla bir hesaplaşma demelisin buna. Ruhunu bir yere sürükleye sürükleye götürüp
Saçtan tırnağa hitap
Şiir
Bir Tesadüfe 4. Mektup
Kalktım doğduğun yerlere geldim. Vadinin şarkısını dinliyorum, rüzgârın merakını. Yamaçlarda unutulmuş bir kuzunun sesi, gecede yosunun sonbaharı. Kimliğime uzun uzun baktılar. Munzur’u, onu büyüttüğü için tavaf edeceğim dedim, sövdüler. Burada pişene kadar yanacağım dedim bu sefer, içimden. Kalbimin yasını bu dağlara karışanlarla bir kılacağım. Soluyan bir geceyi saçlarıma süreceğim. Hem nasıl sevmem ki saçlarımı; altı yaşındaydım, bir düğün vardı, düğüne gelenler vardı, Agit aralarındaydı, beni göğsüne bastırıp işte bu saçları okşamıştı. İşte bu saçları tutup kafamı dolmuşa vurdular. Vadenin şarkısını dinliyorum rüzgarın sonbaharını. Kalbim üstümdeki en büyük  suç delili, bir de “Temmuz Bildirisi.” Sabah karşıdan gelen ilk araçla kovacaklar beni buradan. Barut sinmiş ekmekle aram bu yüzden bozuk, kafamdaki öfkeli ağrı bu yüzden kardeş gibi. Nezarethanede üç kişiyiz: Ben, Seyîd Riza ve en küçük oğul Resik Uşeyn. Uşê’nin bombardımanda parçalanmış sağ eli kirli beyaz bir çaputla sarılmış. Pîrim ise sonsuz bir göğe bakar gibi bakıyor alçak tavana. Sabah geçen ilk araçla kovacaklar beni buradan, bu uzun adamları ise iki kuş gibi asacaklar. Kalıp ölürdüm, bir tomurcuk gibi açardım dar ağacında, arada bu kadar zaman olmasa. Kalbim diyorum, kalbim delilimdir. Pîrin küçük oğluyum, Uşê benden de küçük, benim de acıdan türemiş gözlerim var. Romantik Avrupa kırları yok bu genç Werther’in acılarında; yaralı dağlar var, bin ölümün anısı var. Kalktı, doğduğun yerlere geldi, Pîrini gördü, kana belendi. İçimde aşka benzeyen bir korku, bir öte zaman görgüsü, masallardan alınmış bir düş, bahar bahçelerindeki şaşkınlık, bir yere atılmış bir taşın ağırlığı, yakılmış bir köyün gözleri, bir bebeğin ilk öğrendiği, yalnız bir bulutun yolu, bir mezarın beklediği, hep aynı yere bakan bir
Şiir

Cihan Aydın

, bir kitap okudu
Puan vermedi·256 syf.·
Beğendi
·
2019 7. kitabı
Mahmut Yamalak
9.2/10 · 66 okunma
Bir tesadüfe 6. Ve son Mektup
-ve nihayet ikimiz kaçtığımız aşkların toplamıyız-sokakta yaralı bir it koşturuyor iki buluşmadır koluma girmiyorsun. ve birkaç milyon yıldır tutmadın ellerimi. benimle çıkmıyorsun bu yolculuğa. ve ben sırf bu yüzden yenilebilirim.bu resimden çıkıp gidiyorum. seni isteyen yanım ölümsüz yanımdır. bulutsuz da yağan nedir? şimdi öğreniyorum ki, gözyaşi! bu resimden çıkıp gidiyorum. seni isteyen yanım aşk yanımdır.babam romantik bir aşiret savaşçısıydı. çapraz fişeklik duyardım yüzümde ona sarıldığım zaman.. sonrası jandarmalardı. ağıt kadınlardı. mezarlardı. o gün bugündür sayrıyım. çünkü insan öldüğü yaşta kalır.babam elin eskilerini giyerdi. ben bu yüzden ezik olurum bayram sabahlarında. yani bir sömürgede doğan kırılgan olur. çünkü insan öldüğü yaşta..sokaktan askeri konvoylar geçiyor iki buluşmadır koluma girmiyorsun. ve birkaç milyon yıldır tutmadım ellerini. ve ben sırf bu yüzden yenilebilirim.yaşadığım yitirdiklerim oluyor hep. oysa tuttuğum elleri bırakmıyorum. sonra korkuyorlar hasletimden. ne denli sevgiye değer olduğumu söylüyorlar. gidiyorlar sonra. ve biçimlendiremediklerimiz biçim oluyor bize.ve sen haftanın deniz ertesi günleri geliyorsun. bir çizgi diyorsun. bir çizgideyim. sağım nere solum nere bilmiyorum.. seni şiir duraklarına bırakıyorum o zaman. güleç kalıyorsun. dudakların kırışıyor kenarlarından. ellerin minnacık ellerin morarıyor. küçük küçük adımlarla gidiyorsun -sanki- içimden. bir şiir durağından biniyorsun. zaten yorgunsun.ben sancıyla kıvranıyorum geceleri sayrı bir yatakta. terli terli seni içiyorum. çünkü yüzüme bakınca seni görüyorum. çünkü yorgunsun.parçalı bulutlu şiirler okuyorum sana. şiir gibi bir çiselti başlıyor sonra. kanayan bir yara; yalnızlık. çıkıp kanıyorum. çıkıp sokakta..sokaktaki bütün kedileri eziyorlar iki buluşmadır
Şiir