Terk ettiğim her şeyin ağırlığını binle çarpılıp, beynime yerleşti. Hafiflemek bir tarafa, daha da ağırlaştım. Söküp attıklarım tonlarca kâbus olup döndüler bana…
Düşünmemeye çalışıyorlardır beni. Hatırlamıyorum kaç yıldır uzakta olduğumu onlardan? Beni bu dünyada gerçekten seven iki insanı da görmüyorum yıllardır. Konuşmuyorum, mektup yazmıyorum. Fotoğraflarıma bakıyorlar mıdır? Peki ya sesimi? Hatırlıyorlar mıdır?..
Üniversite yıllarım gerçekten çok zor geçti. Tıp eğitimini almak asla bir tutku olmadı. Hiçbir şey tutku olmadı. O kadar zor geliyordu ki okula gitmek. Binaya girip hangi amfide hangi dersin verildigini öğrenmek. O kadar yorucuydu ki anlatılanları dinlemek… Uzun zaman hiçbir şey yapmadan, öyle ya da böyle üniversite hayatımın devam etmesine izin verdim. Ne onlar beni okuldan atıyorlardı, ne de ben onları terk ediyordum. Sabah evden çıkıp geziyordum sokaklarda. Hayatımın en çok sinemaya gittiğim dönemidir… Sonra dönüyordum eve. Tabi bir hataydı daha ilk gününde okulu bırakma kararını vermemek. Sürünerek gittim, geldim. Ne bir arkadaşım vardı, ne de sağlığını sorduğum birisi.
Sonra anladım ki nasırlaşmış meğerse ruhum. En azılı paranoyağa taş çıkartacak kadar kaygılı olsam da, alışmış buna iç organlarım. Ruhsal sorunların organik hale dönüşme eşiklerini çok büyütmüşüm farkında olmadan…