"Sevgisizlik de sevgi kadar içtendir. Bir zamanlar sevdiğiniz birinin artık zayıf olduğunu hissettiğinizde, duygularınız sizi ondan uzak tutmak üzere harekete geçer. Hayatta kalma savaşınızda fazladan bir ayak bağına hiç ihtiyacınız yoktur. İçinizde bir burukluk kalır belki, ona karşı sorumluluğunuz olduğunu düşünürsünüz. Ama fazla üzerinde durmazsınız. Hayat, takım dışı edilen zayıf oyuncular için üzülmeye vakit bırakmaz.
Bu ilişkinin diğer tarafında olmak ise hayatta en çok acı veren şeylerden biridir. Sizi bırakanlardan anlarsınız ki, artık tekrar çıkamayacak kadar batışa geçmişsinizdir, batışınızı durduracak hiçbir şey yoktur. Güvendiğiniz, sarılmak, tutunmak istediğiniz "sevdikleriniz" sizin batışınızın durdurulamaz olduğunu hissettikleri anda, yanınızdan uzaklaşmak için saniyeleri saymaya başlarlar. Bu arada beyinleri, vicdan azabı çekmelerini engelleyecek küçük oyunlar oynayabilir. Mesela yaptığınız ya da söylediğiniz bir şeye çok kızarlar. O kadar kızılacak bir şey midir söylediğiniz? Pek önemi yoktur, onlar bunun gerekli doğrulamasını yapmışlardır. Zaten içgüdüleri sizden uzak durmayı söylemektedir, akıl ona gerekli kılıfı bulur. Bu içgüdü, sizin yaptığınız ya da söylediğiniz şey karşısında onarılmayacak şekilde kırılmayı haklı çıkaracak mantık zincirini kurmaya da kadirdir.
Bir zamanlar yakın olduğunuz birinin intihar ettiği haberini aldınız mı hiç? Ya da akıl hastanesine kapatıldığını, ya da müebbete mahkûm olduğunu... Ama o sırada onun yanında değildiniz. O dönemler çok geride kalmıştı. Haberi aldığınızda belki bir an için, yanında olsaydım böyle olmayabilirdi diye düşünürsünüz. Ama fazla üzerinde durmazsınız. Siz ne yapabilirdiniz ki?
Halbuki aslında, siz de biliyorsunuz, İlk aklınıza gelen doğrudur. Siz yanında olsaydınız böyle olmazdı. Ama siz,