Çok beğendiğim bir otobiyografik roman okudum.Bol ödüllü bir kitap.Andreï, anneannesinin geçmişinin peşine düşüyor.Fransız ve Rus kimlikleri arasında sıkışıyor.İki kültür,iki dil arasında arayışta.Bir taraftan soğuk, karlı, dünyadan yalıtılmış Sibirya,diğer taraftan Avrupa'nın gözbebeği Paris.Andreï'nin Fransa'nın peşine düşüşü ile Rusya'nın hikayesini okuyoruz aslında.Hem coğrafi hem içsel bir yolculuk,bir tercih.Zaman dümdüz ilerlemiyor.Anneannenin anlattıkları ile Paris'i, dönemin Fransa'sını okuyoruz.Sonra Rusya, savaş, aşk,zorluk, acılar, zulümler... Andrei'nin çocukluk anıları,travmalar, Charlotte 'nin yaşadıkları, bavuldan çıkanlar...Toplumun yabancılara uzak duran bakışı,bir ülkenin kuruluşu, kökleri peşindeki Andreï'nin ikilemi, Charlotte'nin büyük sırrı, savaşın korkunç gerçekleri, dayattıkları, sonrasında Andreï'nin Fransa'ya göçü,orada yaşadıkları, kitabın sonunun vuruculuğu...Sakin bir anlatı,sonu bomba.Hafıza ve gerçeğin birbirine geçtiği,bavulun içindekilerle gizemli hâle gelen bir hayat,ait olamama hali, arayış,göç, savaşın çirkin yüzü... İnsanda iz bırakacak her şeyi barındırıyor içinde kitap.