Erlend Loe, Naif Süper romanında yaşamda gedik açıp kendine anlam arayan yirmi beş yaşında bir gencin kısa ve sıradan görünen dönemine davet ediyor okuru. Hayatın, insan için çoğu zaman büyük anlamlarla örülü olmadığını, küçük anların, oyunların, şahit olunan olayların, okuduklarımızın ve seyahat etmenin hayatta kalmak için basit ama işlevli şeyler olabileceğini söylüyor. Roman kahramanının zamanla, ailesiyle, hoşlandığı genç kızla, küçük bir çocukla, tanımadığı ve bir daha görmeyeceği insanlarla, emanet bir köpekle ve en önemlisi çoğu insanın burun kıvıracağı oyuncaklarla ilişki kurup ayakta kalabilmesini, sade ve akıcı bir üslupla aktarıyor bize. Kitabın size büyük cümleler ve olaylar vadetmeyeceğini bilmenizde fayda olabilir. Zaman zaman tebessüm edebileceğiniz ve küçük yaşamlarımızın hiç de fena olmadığını hissetmenizi sağlayabilecek ismi gibi naif bir roman. Romanın ortalarına doğru, yeni bir Çavdar Tarlasında Çocuklar denemesi olarak okumaya devam etme kararı aldım. Bu sefer daha büyük ve naif bir çocuk var karşımızda. İki kitabı birbiriyle kıyaslamak mümkün değil ancak bir ruh ikizliği olduğunu düşündüm. Bunu da olağan karşılıyor ve anlıyorum çünkü Salinger, dünya edebiyatını etkilemiş çok önemli bir yazar. Özet olarak yazarın en iyi kitabı olmadığı aşikâr olsa da acımasız davranmamak gerektiğini düşündüğüm, benim büyük edebi lezzetler almadığım ancak keyifli bir üç gün geçirdiğim bu kitabı okuyanlar, -büyük beklentilere girmez ve basit ve küçük yaşamların hiç de fena olmadığına yönelik bir düşünme pratiği geliştirirlerse- pek pişman olmazlar. Bazen basit insanların hayatlarını röntgenlemek ister, daha doğrusu merak edersiniz ancak bu asla mümkün olmaz, Erlend Loe, Naif Süper romanıyla böyle bir imkân sunuyor okura.